Yazar olmak için tıklayınız!

‘ biktilerle tedavi ’ Etiketli Yazılar

 
21 Mart 2009, Cumartesi

Latince: Brassica olerace convra. botrytis var. italica
İngilizce: Broccoli
Almanca: Brokoli
Özellikleri:

  • prostatit
  • iyi huylu prostat büyümesi
  • gırtlak, yemek borusu ve prostat kanserini önleyici
  • hormon dengeleyici
  • mide ülserine karşı
  • antioksidan
  • idrar yolları enfeksiyonu
  • meme kanserini önleyici
  • menepoz döneminde
  • kemik erimesine karşı
  • göğüsteki fibrokistlere karşıBrokoli, üzerinde en fazla ve en uzun çalışma ve araştırma yapmış olduğum bitkilerden bir tanesidir. Brokoli üzerindeki çalışmalarımın sonuçlarını ilk olarak, Türk televizyon kanallarında, 1999 yılının Mart ve Nisan aylarında memleketimde açıkladım. Bu açıklamayı yaparken karşımdaki bilim adamı bir farmakoloji uzmanı idi. Bana canlı yayında aynen şöyle demişti: “çok güzel bir yemek tarifi verdiniz”. Bir bilimadamından gelen böyle bir yanıt açıkçası beni şaşırttığı kadar üzmüştüde. Fakat, bu olayın beni hiçbir şekilde olumsuz etkilemesine izin vermeyerek çalışmalarıma devam ettim. Internet üzerinden Avrupa ve Amerika’da üniversiteler ve medical forumlar ile irtibata geçtim. Yine internet üzerinden hasta ve hekimler ile karşılıklı olarak yapmış olduğum tartışmaların sonucunda, 1999 yılını mayıs ayında, Almanya’da Medikal Forum “Prof.Saracoglu yöntemi ile Prostatit Tedavisi” adı altında Web Sitesi açmıştır. Aynı şekilde temmuz 1999 tarihinde Amerika’da St.John Üniversitesi bu alanda en büyük tartışmayı başlatmıştır. Yine Amerika’nın ve dünyanın en büyük prostat vakfı Haziran 1999’da internette web sitesi açmışlardır. Daha sonra sırasıyla İspanya, Kanada ve İsveç gelmiştir. Bahsettiğim bu sitelerin internet adreslerini aşağıda vermiş bulunuyorum.
    http://prostatitis.org/methods.html Amerika’da
    http://www.chronicprostatitis.com/broccoli.html Amerika’da
    http://www.medizin-forum.de/prostatitis/methods-d.html Almanya’da
    http://www.chronicprostatitis.com/broccoli.html Fransa’da
    http://www.msu.edu/course/lbs/145/luckie/inquiries2002/thesmurfs.html Michigan State Üniversitesi
    http://www.chronicprostatitis.com/broccoli.html http://www.phytomagister.de/Beispiel/beispiel.html Phytomagister kitabında Prof. P.Kaufhold
    http://www.asianhealthsecrets.com/letha/?p=87 Amerika’da
    http://www.asianhealthsecrets.com/letha/?p=93 Amerika’da TV programında
    http://www.amazon.com/gp/product/1594864144/ref=dp_bib_1/103-8622755-1737425 Letha Hadady “Feed your Tiger” kitabında Amerika

    Böyle bir hizmetin başlangıcını her ne kadar memleketimde başaramadıysam da, bir Türk olarak brokolinin bu şifalı gücünü tüm dünya insanlarının hizmetine sunabilmenin gururunu ve mutluluğunu yaşamaktayım. Yurt dışında açılmış olan bu siteleri tüm dünyadan hergün binlerce insan ziyaret etmektedir. Bir hafta içerisinde tüm dünyadan aldığım ortalama e-mail sayısı 400’ün üzerindedir. Beni en çok mutlu eden brokoli kürünü bizzat kullanmakta olan hekimlerden gelen e-maillerdir.

    Brokoli memleketimizde son birkaç yıldan beri tanınmaya başlamıştır. Halbuki, Bizans Döneminde Anadolu’da ve Akdeniz Bölgesinde özellikle yetiştirilmiş bir sebzedir. Brokoli, karnabaharın yeşiline benzeyen bir sebzedir.

    Hatta, şifa gücü bakımından brokoli ile karnabaharın ortak yönleri de vardır. Ancak, şifa gücü ve içindeki etkin maddeler bakımından brokoli, karnabahardan çok daha etkilidir. Karnabaharın brokolinden güçlü olduğu bir tek nokta vardır, o da kadınların kronik idrar yolları enfeksiyonlarına karşı olan gücüdür. Bu konuda karnabahar ile ilgili kısmı okuyunuz. Brokolide bulunan bazı önemli etkin maddeler aşağıdaki tabloda verilmiştir.

    Tablo: Brokolide bulunan bazı etkin maddeler

    alpha-amyrin beta-sitosterol
    dimethyl-disulfid ferulic asit
    indol-3-carbinol kaempferol
    p-coumaric asit progoitrin
    salicylic asit sinapic asit
    trans-ferulic asit çinko
    caffeic asit cinnamic asit
    glucoerusin gluconasturtin
    linoleic asit n-penthyl-amine
    quercetin quercitrin
    sinigrin stigmasterol
    allyl-isothiocynate abscisic asit

    Brokoli gerçek bir C-vitamini deposudur. Orta büyüklükteki bir brokoli günlük C-vitamini ihtiyacımızın tam iki katını karşılar. Brokolinin lifli yapısı ve içerdiği beta karotensağlıklı bir bağırsak florası için vazgeçilmez birer takviyedir. Aynı büyüklükteki brokoli günlük A-vitamini ihtiyacımızın %15’ini karşılar. Burada okuyucuya hatırlatmakta fayda görüyorum, besinlerdeki A-vitaminini, A-vitamini olarak değil beta karoten olarak alırız. Besinlerde bulunan beta karoten A-vitamininin ön basamağıdır. Beta karoten vücudumuza alındıktan sonra yine vücudumuz tarafından A-vitaminine dönüştürülür. Gerek beta karoten gerekse de C-vitamini antioksidandırlar. Antioksidanlar serbest radikalleri (free radicals) yok edici özelliğe sahiptirler. Serbest radikaller kansere, kalp-damar rahatsızlıklarına, eklem romatizmasına ve Alzheimer hastalığının oluşumunda rol oynayabilmektedirler. Nebraska Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Dr. Harman ve ekibi yaptığı çalışmalarda serbest radikallerin hücreleri çabuk yaşlandırdığını (aging) ve katarakta sebebiyet verdiğini ortaya koymuşlardır. Piyasada satılan antioksidan takviye tabletlerini hekiminize danışmadan kullanmayınız. Vücudumuzun kendisi yeterli ölçüde antioksidan üretmektedir. Ayrıca, sebze ve meyveler üzerinden de fazlası ile doğal antioksidan almaktayız. Unutmayınız, vücudumuz gerektiğinde kendi antioksidanını kendisi üretmektedir.

    Brokoli çok çeşitli etkin maddeler içeren bir sebzedir. Kadınlarda meme, erkeklerde prostat kanserine karşı koruyucu gücü olan bu etkin madde sulforafen dir. Bu madde aynı zamanda prostat kanserinin tedavisinde de kullanılmaktadır. Sulforafen 1992 yılında Johns Hopkins Üniversitesinden Dr. P.Talalay tarafından ortaya konmuştur. Sulforafen aynı zamanda yeşil soğan, havuç, brüksel lahanası ve karnabaharda da bol miktarda bulunmaktadır.

    Sulforafen maddesinin gücü, vücudumuzda kansere karşı savaşan quinnen reduktaz enzimini aktive etmesinden (uyarmasından) kaynaklanmaktadır. Kansere karşı koruyucu olan sulforafeni en iyi destekleyen ve yine brokolide bulunan indol-3-carbinol maddesidir. Değerli okuyucu, bilim adamlarının yaptığı araştırmaların sonuçlarına göre, gerek prostat kanserinin gerekse de kadınlarda meme kanserinin oluşumuna ve de yayılmasına neden olan iki önemli neden oldukça ağırlık kazanmaktadır. Bunlardan birincisi aşırı yağlı (hayvansal) beslenme, ikincisi ise hormon dengesizliğidir.

    Prostat ve meme kanserlerinin hızlı ilerlemesinde ve yayılmasında hormon denge- sinin önemli rolü vardır. Örneğin erkeklerde testosteron hormonunun aktif bir çeşidi (metaboliti) olan DHT (DiHidroTestosteron) hormonudur. Dihidrotestosteron prostat kanserinin ilerlemesinde ve de yayılmasında etkilidir. İşte, brokolinin içerisinde bulunan önemli bir etkin madde olan dihidrotestosteron hormonunun oluşumunu engelleyebilmektedir (büyük oranda inhibe edebilmektedir). Bu sayede prostat kanserinin yayılmasına ve ilerlemesine engel olmaktadır. Burada bilinmesi gereken brokoli kürünün prostat kanserini yok etmediğidir. Ancak, brokoli kürü prostat kanserine yakalanma riskini önemli ölçüde engelleyebilmektedir. Eğer, yakın akrabalarında prostat kanseri olanlar var ise, bu kişilere brokoli kürünü yılda en az iki-üç kez uygulamalarını öneririm. Brokoli kürü, prostat kanserini önleyici potansiyel bir güçtür. Hastalığa yakalandıktan sonra tedavi etmek farklıdır, hastalığa yakalanmamak için önlem almak farklıdır. Brokoli kürünün önleyici gücünden çok daha fazla önleyici güce sahip olan arslanpençesidir. (Bakınız: arslanpençesi)

    Brokoli quercetin adı verilen tabii antibiyotik içermektedir. Quercetin iki yıldan beri Amerika’da eczanelerde satılmaktadır. Quercetin prostat içi iltihaplanmalarda (prostatit) başarıyla kullanılmaktadır. Bunun dışında brokolide bulduğum saracon A1 adlı etkin madde quercetin’den çok daha etkili tabii bir antibiyotiktir. Saracon A1 özellikle idrar yolları ve prostat içi enfeksiyonlarında etkili olmaktadır. Bu tür tabii antibiyotikler bağışıklık sistemimizi (immün sistem) zayıflatmadan şifa verici güce sahiptirler. İşte, brokoli içerdiği diğer etkin maddeler ile hem bağışıklık sistemizi güçlendirmekte hem de aynı anda antibiyotik takviyesi yapmaktadır. Bu nedenle brokoli prostat problemlerine karşı bir önleyici olarak zaman zaman hiç çekinmeden kullanılabilir. Saracon A, saracon V ve saracon H adı altında isimlendirdiğim etkin maddeler, brokolide bulunan ve önceden bilinen etkin maddelerdir. Ancak, önceden bilinen ve literatüre geçmiş bu maddelerin belirttiğim özellikleri bilinmediği ve yeni olduğu için, bu nedenle saracon A, -H ve -V isimlerini kullandım. Eczanelerde satılan antibiyotikleri birer önleyici veya tedbir olarak kullanamayız. Ancak bir hekimin önerisi doğrultusunda şikâyetler ortaya çıktıktan sonra kullanabiliriz. Unutmayınız ki, bütün sentetik antibiyotikler insan hayatı için vazgeçilmez birer tedavi edicidirler. Hemen hemen bütün sentetik antibiyotikler tedavi esnasında bağışıklık sistemimizide zayıflatmaktadırlar ve de uzun vadeli kullanıldıkları taktirde de bağırsak florasını bozarak, bağırsaklarda ve kadınların genital bölgelerinde mantar oluşumuna neden olabilmektedirler.

    İyi huylu prostat büyümesi (benign prostate hypertrophy) 40-45 yaşından sonra erkeklerin %43 ‘ünde, 50-55 yaşlarında %50’sinde ve 60 yaşlarından sonra da %55‘inde görülen bir rahatsızlıktır. Genel olarak başlangıç şikayetleri geceleri sık idrara kalkma, idrar yaparken zorlanma ve çatallanma, idrar kesesini tam boşaltamama (miksiyon) şeklinde olmaktadır. Daha ileri safhalarda ise idrar yaparken yanma, idrar tutmada zorlanma ve cinsel isteksizlikte baş göstermektedir. İyi huylu prostat büyümesi bazı hastalarda PSA (Prostat Spesifik Antigen) değerini de yükseltebilmektedir. PSA değerinin normal değerleri 0 ile 4 ng/L dir. Bu değerler iyi huylu prostat büyümesi olan bazı hastalarda çok yukarılara çıkabilir. PSA konusunda daha detaylı bilgi için açıklamalar bölümünde Açıklama10’nu okuyunuz. Bu nedenle PSA değeriniz yüksek çıktığında hemen prostat kanserine yakalandığınızı düşünmeyiniz. Bu durumu mutlaka hekiminiz ile görüşünüz. Hekiminiz sizi bu konuda mutlaka aydınlatacak ve gerekli olan önerileri yapacaktır. Hekiminize güveniniz.

    Brokoli üzerinde yaptığım araştırmalarımda idrar yolları üzerinde vasodilatif özelliği olan saracon V1 maddesini buldum. Saracon V1 idrar yolları üzerinde genişletici bir özelliğe sahip ve bu sayede rahat idrara çıkma imkanı sağlamaktadır. Ancak, burada önemli olan büyümüş olan prostatın da tekrar yavaş yavaş küçülmesini sağlayabilmekdir. Bunu sağlayan yine brokolinin içerdiği hormon dengeleyici özelliği olan indol ve indol türevleridir. İşte brokolinin içerdiği hormon dengeleyici indol ve indol türevleri testosteron/dihidrotestosteron dengesini tekrar kurmakta, prostat için yeterli olan testosteron miktarını dengelemektedir. Bu sayede prostat yavaş yavaş sağlıklı çalışmasına başlamaktadır.

    Brokolinin şifa veren gücü sadece erkeklere yönelik değildir. Bayanlarda da meme kanserini önleyici gücü artık bilinen bir gerçektir. Amerika’da bu konuda yapılan pek çok klinik deney bunu ortaya koymuştur. Menopoz dönemindeki bayanlara da yardımcıdır. Çok az suda beş dakika haşlanmış brokoli ve haşlama suyunu tüketmeleri iyi bir takviyedir. Cinsiyet hormonu östrojenin dengelenmesinde oldukça başarılıdır. Brokoli içerdiği Di-Indolyl-Methan(DIM) sayesinde östrojen metabolizmasının dengeli çalışmasını sağlayarak bu sayede menopoz döneminin daha sağlıklı bir şekilde geçirilmesini sağlamaktadır. Diğer bir ifade tarzıyla, DIM yüksek olması durumunda, tabii olarak östrojen/testosteron oranını normal sınırlarına getirmekte etkilidir. Kısaca, di-indol-methan (DIM) östrojen hormonunun metabolize olmasında yardımcıdır.

    Erkeklerde, yaşlanmayı (aging) hızlandıran parametrelerden bir tanesi de, orta yaşlardan itibaren östrojen metabolizmasının yavaşlamasıdır. Östrojen hormon metabolizmasının yavaşlaması demek, bu hormonun akümü -lüsyonu (birikmesi) demektir. Östrojen hormonunun birikimi erkeklerde yaşlanmayı hızlandıran faktörlerden bir tanesidir. İşte, brokolide bulunan di-indol-methan (DIM) etkin maddesi, östrojen hormon metabolizmasının daha sağlıklı ve dengeli çalışmasını sağlayarak, bu hormonun erkeklerde yaşlanmaya neden olan birikimine engel olmaktadır. Söz östrojen hormonundan açılmışken bir noktaya daha değinmek istiyorum.

    Genel bir kural olmasa da erkeklerde orta yaştan itibaren östrojen hormonu yükselmeye başlar. Bunun nedeni, östrojen hormonu metabolizması yavaş çalışmaya başlamaktadır. Yani, östrojen hormonunun vücudumuzdaki yok edilme hızı yavaşlamaktadır. Sonuç olarak, östrojen hormonu seviyesi yükselmeye başlar. Östrojen hormonunun yükselmesi erkeklerde cinsel isteksizliğe de neden olmaktadır. İşte, brokolide bulunan üç tane etkin madde, (bunlardan bir tanesi di-indol-methan) östrojen hormon metabolizmasını hızlandırarak, bu hormonu normal seviyesine indirebilmektedir. Brokoli kürünü, prostatit veya iyi huylu prostat büyümesine karşı uygulayan hastaların iktidarsızlık şikâyeti olanları, (östrojen hormonuna bağlı olarak) bu kür sayesinde normal cinsel ilişki peryotlarına kavuştuklarını belirtmektedirler. Brokoli kürü aynı zamanda, östrojen hormonunun yükselmesinden dolayı iktidarsızlık çeken erkeklere normal cinsel yaşam kalitelerini geri kazandırmaktadır. Ancak, brokoli kürünü viagra gibi düşünmemek gerekir.

    Brokoli kürü östrojen hormon metabolizmasının sağlıklı çalışmasında promotor (takviye edici) özelliğe sahip olduğundan, hem osteoporoz’a karşı korumakta, hem kolestrolü düşürmekte ve hem de dokulara yeterli oranda suyun depolanmasını sağlamaktadır. Östrojen hormonunun kemik yapısının olgunlaşmasında da rolü çok önemlidir. Bu nedenle, menopoz dönemindeki bayanlara kemik yapısını takviye edici, kalsiyum yönünden zengin beslenme ve hatta ekstra kalsiyum takviyesi önerilir. Yüz gram brokoli tükettiğiniz zaman ortalama 50 mg kalsiyum almış olursunuz. Brokoli gerçek bir kalsiyum deposudur.

    Değerli okuyucu, brokoli kürü prostat probleminin durumuna göre en az 21 gün en fazlada 90 gün uygulanmakta ve şikayetlerin tekrar ortaya çıkmasıyla 10-15 günlük kısa kürler halinde zaman zaman uygulanmaktadır. Brokoli gerçekten hiçbir yan tesiri olmayan ve alınan ilaçlar ile de etkileşmesi söz konusu olmayan bir sebze kürüdür. Kullananların tavsiyeleri ile hızla yayılan brokoli kürü, tüm dünyada büyük bir başarı ile uygulanmaktadır. Bu konuda tüm dünyadan gelen mesajlar, gerek Almanya’da Medikal forumlarda, gerek Amerika’daki prostat vakfı forumlarında ve gerekse de Amerika’da St.John Üniversitesinin prostatitis forumunda hastalar ve bilim adamları arasında karşılıklı olarak tartışılmaktadır. Ağustos 2000 tarihinde Amerikalı bir bilim adamı, St. John Üniversitesi prostatitis tartışma forumunda şu görüşü ortaya atmıştır; “Brokoli kalsiyum açısından çok zengin bir sebzedir. Uzun müddet suyu içildiği taktirde böbrek veya prostat taşına neden olabilir. Çünkü, böbrek ve prostat taşlarının temelini kalsiyum oksalatlar oluşturmaktadır. Bu nedenle kullanan hastaların dikkatli olmalarını ve uzun müddet kullanılmaması gerektiğine inanıyorum.” Bu görüşün aksinin kesinlikle doğru olduğunun cevabı İngilterede yayınlanan tıp dergisinde “N Engl J Med 1993 Mar 25 ; 328(12) : 833-838” 1993 yılında Curhan GC, Willett WC, Rimm EB, Stampfer MJ tarafından ortaya konmuştur. Bu araştırmada varılan sonuç kısaca şu şekildedir; Besinler yoluyla yüksek miktarda alınan kalsiyum aksine böbrek taşı oluşumunu azaltmaktadır.

    Brokoli kürünün üç aylık (doksan gün) uygulama döneminde, prostat ve böbrek taşlarının belirgin bir biçimde küçüldükleri gözlenmiştir. Ancak, bu konudaki araştırmalarım ve etkin madde üzerindeki çalışmalarım devam etmektedir.

    Prostat sıvısı alkali olup (bazik) içerisinde bulunan en önemli maddelerden bir tanesi de çinkodur. Çinkonun, insan vücudunda en fazla bulunduğu ortam prostat sıvısıdır. Prostat fonksiyonu hakkında önemli bilgi veren parametrelerden bir tanesi de prostat sıvısı içerisinde bulunan çinko miktarıdır. Kısaca, çinko önemli rol oynamaktadır. Burada hemen belirtmekte fayda görüyorum; Brokoli ortalama 50 ppm çinko (50 mg çinko/kg brokoli) içerir. Brokolinin yaprakları da ortalama 60 ppm çinko (60 mg çinko/kg brokoli yaprağı) ihtiva eder. Brokoli kürü uygulaması veya sebze olarak brokoli tüketimi yeteri kadar çinko almamızı sağlar. Son yıllarda Amerika’da satılan çinko tabletlerini özellikle prostat problemi olan hastalar yardımcı olarak kullanmaktadırlar. Eğer brokoli kürünü yılda enaz bir defa uyguluyorsanız veya ayda enaz iki defa brokoliyi sebze olarak tüketiyorsanız, takviye olarak çinko tableti almanıza gerek yoktur. Ancak bu, hekiminizin farklı bir öneride bulunmadığı durumlarda geçerlidir.

    Gelişmiş ülkelerde en çok görülen kanser türlerinden biri de bağırsak kanseridir (kolon kanseri). Bunun böyle olmasının en önemli sebeplerinden biri de beslenmedir (dünya sağlık teşkilatı verilerine göre). Çünkü, gelişmiş ülkelerde yağlı besinler, konserve ve konserve katkı maddeleri, salam, sosis, ve et bol miktarda tüketilirken lifli (fiber) besinler çok az tüketilmektedir. Buna karşı az gelişmiş ülkelerde daha çok lifli besinler ve tahıl ağırlıklı olarak tüketim yapıldığından bu ülkelerde bağırsak kanseri oranı oldukça düşüktür. Her ne kadar bilimsel olarak lifli besinlerin barğırsak kanserini nasıl önlediği izah edilememiş ise de, bu konuda birkaç tane güçlü teori mevcuttur. Bunlardan en açıklayıcı olanı şudur: Lifli besinler bağırsaklardaki ağır metalleri, asit fazlalığını ve toksinleri emici özelliğe sahiptir. Ağır metaller genel olarak vücudumuz için zehirdirler (toksin). Lifli besinler bağırsakları daha hızlı harekete geçirdiğinden hem daha düzenli hem de miktar olarak daha fazla dışkının bağırsak içinde fazla bekletilmeden dışarı atılmasını sağlarlar. Bağırsaklarda bulunan bazı bakterilerin salgıladığı proteinler kanserojen özelliklidir. Protein yapılı bu kanserojen maddeler bağırsaklarda fazla beklemeden dışarı atılmış olurlar. Brokoli sebzesinin kendine özgü lifli (selülozik) bir yapısı vardır. Bu özelliğinden dolayı bağırsaklardaki toksinleri emme özelliği diğer lifli besinlere göre çok daha fazladır.

    Brokolinin şeker hastalarına da (diabetes mellitus) olumlu katkısı dikkate değer ölçüdedir. Kandaki şekerin (glukoz) yüksekliği doğrudan doğruya insulin hormonuna bağlıdır. Kan şekerini ayarlayan ve dengede tutan insulin hormonudur. Kısaca, vücudumuzda insulin hormonu yeterli derecede üretilemiyorsa, kan şekeri de ona göre yükseliyor demektir. Brokoli sebzesi yüksek derecede lif (fiber) içermektedir. Yüksek oranda lifli besinlerin tüketilmesi kan şekerinin ayarlanmasını kolaylaştırır. Bu da daha az insulin hormonuna ihtiyaç var demektir. Brokolide bulunan lifli yapı çözünebilir bir yapıya sahiptir. Çözünebilir olmasıda midenin daha geç boşalması anlamına gelir.

    Bundan dolayı glukozun bağırsaklardaki emilmeside (absorpsiyon) gecikmektedir. Brokoli kürünü uygulayan şeker hastaları kan şekeri seviyelerinin yavaş yavaş düştüğünü göreceklerdir. Kısaca, brokoli kan şekerinin kontrol altına alınmasında ve dengelenmesinde yardımcı rol oynamaktadır. Brokoli kürünün bu yardımcı rolü hiçbir zaman insulin veya kan şekerini düşürü ilaç yerine geçtiği anlamına gelmez. Bu konuda sorularınız olduğu taktirde, hekiminize danışınız.

    Brokoli içerdiği zengin kalsiyum oranından dolayı, osteoporoz hastalarına da iyi bir yardımcıdır. Brokoli bununla beraber içerdiği diüretik (idrar söktürücü) maddelerden dolayı tansiyon yüksekliği olanlara hastalara da destek olmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi içerdiği yüksek orandaki lifli yapı, kandaki toplam kolestrolü düşürdüğü gibi, aynı zamanda halk arasında kötü kolestrol olarak bilinen LDL‘yi de (Low Density Lipoprotein) düşürmektedir.

    Uzun zamandan beri prostat şikayeti olanlarda genel bir kural olmasa da, çoğunlukla cinsel isteksizlik zaman içerisinde yavaş yavaş kendini gösterebilir. Brokoli kürü cinsel isteksizliği de yavaş yavaş ortadan kaldırır ve normal yaşam kalitesini tekrar sağlar. Ancak, brokoli cinsel gücü artıran bir bitki değildir. Brokoli, prostat problemini ortadan kaldırmaya destek verdiği için buna bağlı olan cinsel yaşamı da normale dönüştürmektedir.

    Genel bir kural olmasa da özellikle iyi huylu prostat büyümesi (prostat hyperplazi) ve/veya prostatit (prostatitis) şikâyeti olanların beslenmelerinde birkaç noktaya dikkat etmeleri gerekir bunlar sırasıyla:

  • karabiber, köri ve acı biberden uzak durunuz.
  • kafeinli ya da kafeinsiz kahve tüketiminde ölçülü olunuz.
  • kola, maden suyu, soda ve asitli içecekleri tercih etmeyiniz
  • bol su içiniz.
  • kuru soğan tüketimine ağırlık veriniz. Kırmızı soğan quercetin içermediğinden dolayı tercih etmeyiniz. Beyaz tatlı italyan soğanı Türkiye’ye yeni yeni girmeye başlamıştır, bu soğanda da quercetin eser miktarda mevcuttur.
  • prostatit şikayeti olanların kesinlikle ağır kaldırmamaları gerekir. En fazla taşıyacakları yükün 3 kilogramı geçmemesi gerekir.
  • Kış aylarında soğuktan abdominal bölgenizi (karın bölgesi ve aşağısı) koruyunuz. Prostat sağlığı, prostatın düzenli çalışmasına bağlıdır. İktidarsızlık, diğer bir ifadeyle cinsel isteksizlik prostatın çalışmasını yavaşlatmaktadır. Prostatı adeta tembelleştirmektedir. Prostat sıvısı, iktidarsızlıktan dolayı çok seyrek boşaldığından prostat içerisinde uzun zaman kalmaktadır. Bunun sonucunda değişik prostat şikayetleri ortaya çıkabilmektedir.Cinsel ilişki esnasında kasılma hareketi yapan prostat, prostatın esnek kalmasını, kanla beslenmesini ve içerdiği prostat sıvının dışarı atılmasını sağlar. Bunun sonucunda da prostat metabolizması daha sağlıklı çalışmaya başlar. Böylece prostatın rahatlığı sağlanmış olur. İktidarsızlığın neden olabileceği prostat tembelliği ve prostat tembelliğinin neden olabileceği prostat şikayetleri ortaya çıkabilmektedir.

    Değerli okuyucu, iyi huylu prostat büyümesi ve prostat içi iltihablanma (prostatit) uzun zaman içerisinde tedavi edilmedikleri taktirde cinsel isteksizliğe de (iktidar- sızlığa) neden olabilmektedir. Cinsel isteksizliğe karşı mükemmel bir çözüm getiren keçiboynuzu veya havuç kürüdür.(Bakınız: keçiboynuzu ve havuç). Prostatit veya iyi huylu prostat büyümesi şikâyeti olanlar ya da yakın akrabalarında prostat kanseri görülmüş olan ki,şilerin çoğu zaman ortak düşüncesi kendilerinin de birgün prostat kanserine yakalanabilecekleridir. Ya da prostat şikayetlerinin ileride kansere dönüşebileceği korkusudur. Bu durumda olan kişilere arslanpençesi kürünü önerebilirim. Arslanpençesi meme, rahim, lenf bezi ve prostat kanserine karşı mükemmel bir önleyicidir. (Bakınız: Arslanpençesi). Ancak, arslanpençesi kürünü uyguladığınız için hekime gitmeye veya kontrollerinizi yaptırmaya gerek olmadığı düşüncesine kesinlikle kapılmayınız. Zaman zaman gerekli kontrollerinizi yaptırınız. Hekim önerileri doğrultusunda hareket ediniz.

    Hamile bayanlar ve brokoli kürü

    Brokolinin içerdiği Indol-3-Carbinol (I3C), östrojen hormonunu modüle ettiğinden dolayı hamile bayanların brokoli kürü uygulamamaları gerekir. Beslenme amaçlı olarak brokoli salatası veya yemeğini tüketmelerinde bir sakınca yoktur.

    Dikkat:
    Brokoliyi satın alırken ve satın aldıktan sonra da mutlaka dikkat etmeniz gereken noktalar şunlardır:

  • satın alırken taze olmasına dikkat ediniz
  • brokolinin renginin yeşil olmasına dikkat ediniz, sararmış olanları almayınız
  • uzun müddet kullanacağınız için, 250 gramlık porsiyonlar halinde derin dondurucuda saklayınız. Hergün bir paket kullanınız.
  • Taze olarak satın aldıysanız, buzdolabınızın normal bölümünde 3 günden fazla bekletmeyiniz. En doğrusu yine porsiyonlar halinde derin dondurucuda koruma altına almaktır.
  • derin dondurucuda koruma altına aldığınız (stokladığınız) brokoli özelliğini kaybetmeden altı ay kalabilir.
  • süpermarketlerin derin dondurulmuş sebze reyonlarında paketler halinde satılan brokolinin de yeşil olmasına dikkat ediniz. Fazlaca aldığınız paketleri mutlaka evinizdeki derin dondurucuda saklayınız.
  • aktarlarda veya bazı marketlerde brokolinin kurutulmuşu satılmaktadır, kürler için onları kullanmayınız. Kurutulmuş brokolinin, tazesine göre olan etkisi yaklaşık %15 civarındadır. Dikkat:
    Beyaz lahananın yapraklarında ve brokoli’nin göbek kısmı üzerinde veya yapraklarında böcek ısırığı ya da herhangi bir parazitin yarleştiğini görürseniz, o lahanayı veya brokoliyi satın almayınız. Bunun nedenini kısaca şu şekilde açıklamak istiyorum: Hemen hemen tüm bitkiler dışarıdan gelebilecek parazitlere karşı kendilerini korumak amacıyla değişik kimyasal özelliği olan zehirli maddeler üretirler. Bu zehirli maddeler genel olarak yapraklarda veya karnabahar ya da brokoli gibi sebzelerde hem yapraklarında hem de göbek kısmında üretilir. Brokoli, karnabahar ve beyaz lahananın yapraklarında, tadı hafif acımtırak olan glucosinolate adı verilen madde üretilir. Bu glucosinolate maddesi, herbivorous (bitkiler ile beslenen) böcekler için öldürücü bir zehirdir. Beyaz lahananın veya brokolinin yapraklarını veya karın bölgelerini beslenmek amacıyla ısıran parazit birkaç saniye sonra ölmektedir. Çünkü, onlar için glucosinolate’lar birer öldürücü zehirdir. Böcekler için bir zehir olan glucosinolate, insanları hem kansere karşı koruyan hem de kansere karşı savaşan önemli bir etkin maddedir. Peki, neden böcekler tarafından ısırıldığını gördüğümüz karnabaharı, lahanayı veya brokoliyi tüketmemeliyiz, glucosinolate insanlar için faydalı, böcekler için zararlı bir madde ise insanlara nasıl bir zararı olur? Bu soruların cevabı biraz daha detaylı açıklama gerektirmektedir. Şöyle ki: yaprak hücrelerinin içinde bulunan glucusinolate maddesi ayrı bir bölümünde bulunur, buna oda’da diyebilirsiniz. Myrosinaz adı verilen enzim de aynı hücrenin ayrı bir bölümünde (oda) bulunur. Yaprağı ısıran böcek, yaprak hücresinin ayrı ayrı bölümlerinde bulunan bu iki ayrı maddenin birbirleriyle karışmasına neden olur. Myrosinaz enzimi, glucosinolate maddesini insan sağlığı için zararlı olabilecek bir maddeye dönüştürür. İşte bu nedenlerden dolayı, böcekler tarafından ısırılmış bu tür sebzelerin tüketilmemesi gerekir. Böcek ısırıklarını çıplak gözle görmek mümkündür. Brokoli haşlandığı zaman myrosinaz enzimi tüm özelliğini yitirir. Myrosinaz ile glucosinolate bir araya geldiğinde serbest halde kükürt açığa çıkmaktadır. Ayrıca, glucosinolate de reaksiyona girdiğinden yok olmaktadır. Sonuçta kansere karşı etkin rol oynama gücü ortadan kalmaktadır.

    Kür 1: İyi huylu prostat büyümesine ve prostatite karşı (şikâyetiniz 1-2 yıldan beri devam ediyor ise)

    Yaklaşık, bir litre kaynamakta olan suyun içine 200-250 gram brokoliyi atınız. Hafif ateşte en fazla 4-5 dakika haşlayınız. Ilıdıktan sonra süzüp ayırınız. Üçte birini sabah, üçte birini öğlen ve son kalan üçte birini de akşam aç karına içiniz. Brokoli suyunu içtikten sonra yirmi dakika hiçbir şey yeyip içmeyiniz (su hariç). Eğer çalışan bir insan olarak öğle üzeri evinizde bulunamıyorsanız, yarısını sabah, diğer yarısını da akşam aç karına içebilirsiniz. Bu taktirde bir litre su yerine 500-600 ml su alabilirsiniz. Haşlanmış olan brokoliyi de yemeklerinizin arasında salata olarak tüketebilirsiniz. Haşlanmış brokoli parçalarını tüketmek zorunda değilsiniz. Mühim olan haşlama suyunu tüketmektir. Her yedi günlük uygulamanın sonunda üç gün ara veriniz. Toplam uygulama zamanı yirmibir gün olacaktır (üç günlük aralar hariç).
    Uygulama tamamlandıktan sonra ileriki zamanlarda şikayetleriniz tekrar ortaya çıkmaya başlayınca bu defa onbeş günlük brokoli kürü uygulamanız gerekir. Sabah erken işe gitmek durumundaysanız, sabah ve akşam içeceğiniz haşlanmış brokoli suyunu akşam hazırlayınız. Geri kalan yarısını sabah içimi için buzdolabında koruma altına alabilirsiniz.

    Kür 2: İyi huylu prostat büyümesine ve prostatite karşı (şikâyetiniz 2 yıldan fazla devam ediyor ise)
    Kür 1’in aynısıdır. Sadece uygulama zamanı daha fazladır. Bu durumda en az 45 gün uygulanır (üç günlük aralar hariç). Uygulama tamamlandıktan sonra ileriki zamanlarda şikayetleriniz tekrar ortaya çıkmaya başlayınca bu defa 15 günlük brokoli kürü uygulamak gerekir.

    Not: Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Öncelikle bilmeniz gereken, kullanacağınız bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, buradaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Buradaki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.

  • Okunma: 1623

    12345 (Bu yazıyı değerlendir!)
    Loading ... Loading ...
     
    26 Şubat 2009, Perşembe

    Karaciğer yağlanmasına (Hepatosteatoz) karşı mükemmel bir yardımcı tedavi maydanoz-limon kürüdür.

    Kür: Maydanoz-Limon kürünün uygulama şekli
    Saplı olarak 15-16 tane taze maydanozu mutfak robotunuza veya blenderinize elinizle biraz parçalayıp atınız ve üzerine yarım limon suyu (iki yemek kaşığı) ve yarım bardak su ilave ediniz. Mutfak robotunuzu çalıştırınız, iyice karıştırdıktan sonra sabah kahvaltısından yarım saat önce aç karna tamamını içiniz. En erken yarım saat sonra kahvaltıya başlanabilir. Onbeş gün ara vermeden her gün sabah bu kürü uygulayınız ve onbeş günlük uygulamadan sonra bir hafta ara veriniz.
    Bir hafta aradan sonra tekrar onbeş gün aynı şekilde uygulayınız ve kürü sonlandırınız. Beş-altı ay sonra durumunuza göre bu kürü aynı şekilde tekrar edebilirsiniz.
    Eğer,orta veya ileri derecede karaciğer yağlanması söz konusu ise, Maydanoz Limon kürüne paralel olarak aynı günün akşam yemeğinden iki saat sonra lavanta kürü de uygulanmalıdır.
    Yılda 2-3 kez uygulanacak Maydanoz-Limon kürü ile karaciğer yağlanmasını önlemiş olursunuz. Karaciğer yağlanması fibroz veya siroza dönüşebilmekte veya karaciğer kanserine sebep olabilmektedir. Bu kürle hem karaciğer yağlanmasına engel olunur hem de karaciğer arındırılır.
    Dikkat: Hiç bir kürü alışkanlık haline getirmeyiniz ve sürekli uygulamayınız.
    Not: Hekim kontrol ve önerilerini ihmal etmeyiniz.

    Okunma: 172

    12345 (Bu yazıyı değerlendir!)
    Loading ... Loading ...
     
    26 Şubat 2009, Perşembe
    Latince adı: Anethum graveolens

    İngilizce: Garden Dill
    Almanca: Dill
    Özellikleri: Hipertiroid Hipotiroid İştah kesici Osteoporoz Guatr Helicobakter pylori Antibiyotik agonisti Menepoz şikayetleri Hemeroid (basur)Tiroid nodüllerine karşı
    —————————————————————————————————————–
    Maydanoz grubundandır. Çoğu zaman dereotu ile tereyi karıştıranlar vardır. Dereotu, cacığın, dolmanın içine ve baklanın da üzerine konur. Dereotunun sapları ve yaprakları zengin E-vitamini deposudur. C-vitamini bakımından öylesine zengindir ki, miktar olarak E-vitamininin tam on katıdır. Bir hafta boyunca, öğünlerinize başlamadan önce tüketeceğiniz bir yemek kaşığı dolusu dereotu ileride gelişebilecek tiroid şikayetlerine karşı mükemmel ve mucizevi bir önleyicidir. Bir yıl içerisinde üç-dört kez bir hafta boyunca her öğün öncesinde bir yemek kaşığı dolusu tüketmek en ideal ölçüdür.
    Değerli okuyucu, ileride gelişebilecek tiroid şikayetlerine karşı, yukarıda önermiş olduğum önleyici kür şekli en ideal olanıdır. Dereotunu önermiş olduğum bu sınırların üzerine çıkarak abartılı bir şekilde tüketmeyiniz.
    Dereotunun tiroid fonksiyonları üzerinde etkili olan ana etkin maddelerinden bir tanesi anethole etkin maddesidir. Anathole dereotunun saplarında, yapraklarında ve köklerinde de bulunmaktadır. Ancak, dereotunun kökleri bu amaçla tüketilmemelidir. Dereotunun kullanılacak olan kısımları sadece ve sadece sapları ve yapraklarıdır. Yeri gelmişken belirtmekte fayda görüyorum, tek başına (saf halde) anethole etkin maddesinin alınması (örneğin, tablet olarak) etkili değildir. Kür olarak kullanılmasında dereotunu bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Anethole’ün etkili olabilmesi için beraberinde dereotunun yapraklarında bulunan beta-caryophylenne ve dillanoside yardımcı ve fonksiyonel etkin maddelerine de ihtiyaç vardır.
    Tablo: Dereotunun diğer önemli etkin maddeleri
    isorhamnetin
    paraffin
    limonen
    quercetin
    linalol
    quercitrin
    niacin
    sabinen
    Dereotu öyle bir nimettir ki, hem hipotiroid (tiroidin yavaş veya az çalışması) hem de hipertiroid (tiroidin hızlı veya fazla çalışması) durumunda etkilidir. Her iki durumda da etkilidir. Her iki durumda da etkili olması ne anlama gelir? Veya nasıl izah edilebilir?
    Bu durumu basitçe açıklamadan önce, tiroid bezi hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum.
    Tiroid Rahatsızlıkları

    Tiroid bezi, boyunun ön tarafında bulunur ve 2 lob’dan oluşur. Tiroid bezi T3 ve T4 ile ifade edilen 2 tane hormon üretir. T3 hormonu 3 tane, T4 hormonu ise 4 tane iyot atomu içerir. Etkili olan, yani hücre içerisine girerek metabolizmada etkili olan T3 hormonudur. Yaklaşık %93 ünü aktif olmayan T4 hormonu, %7 sini ise aktif olan T3 hormonu oluşturur. T4 hormonu hücre içerisine girmeden önce aktif olan T3 hormonuna dönüşmek zorundadır. T4 hormonu karaciğerde T3 hormonuna dönüşür. Her iki hormon metabolizmayı düzenler ve de hızını kontrol eder. Tiroid rahatsızlıkları irsi olarak bebek daha anne rahminde iken veya yetişkin ileri yaşlarda sonradan gelişebilir.
    Hipertiroid (tiroidin hızlı, fazla çalışması)
    Tiroid bezi fazla (hızlı) çalışırsa, T3 ve T4 hormonları yükselir (artar) ve metabolizma hızlı çalışmaya başlar. Bu duruma Hipertiroid denir. Kalp çarpıntısına, kalbin hızlı çalışmasına ve bağırsak hareketlerinin de artmasına neden olur. Bazı hastalarda ishali de tetikleyebilir. Kadınlarda, erkeklere göre 5 kat daha fazla görülmektedir. Hipertiroid durumunda bazı hastalarda gözlerde dışa doğru çıkış gözlenebilmektedir. Bu duruma uzman diliyle, “endokrin orbitopati” adı verilmektedir. Tiroid bezi fazla çalıştığından dolayı uninodosa (tek nodül) veya multinodosa (çok sayıda nodül) gelişebilir. Hipertiroid ortaya çıkışında otoimmün faktör etken olabilir. Yani, bağışıklık sistemi (immün sistem) yanlışlıkla T3 ve T4 hormonlarının fazla üretilmesini tetikleyen antikor üretmeye başlamaktadır. Bu durumu ilk ortaya koyan Morbus Basedow olduğu için, kısaca Morbus Basedow hastalığı da denilmektedir. Hipertiroid rahatsızlığını tetikleyen önemli bir sebep iyot eksikliğidir. Çünkü T3 hormonu 3 adet, T4 hormonu 4 adet iyot içerir. Tiroid bezinin sağlıklı çalışması iyot atomuna doğrudan bağlıdır. Tiroid bezi, iyot açığına düştüğü takdirde, kendisini büyüterek (irileştirerek) tepkisini göstermektedir. Hipertiroid durumunda ortaya çıkan şikayetler:
    • Sinirlilik
    • Uykusuzluk
    • İç huzursuzluğu
    • Ellerde titreme
    • Sıcak ve nemli deri
    • İştah olmasına rağmen kilo kaybı
    • Kas zayıflığı ve güçsüzlük
    • Saç dökülmesi
    • Sıcağa karşı aşırı duyarlılık ve kolayca terleme
    • Guatr oluşumu
    • Gün içerisinde ruh halinde değişiklik
    • Kadınlarda adet düzensizliği
    • Sık defekasyona çıkma ve kolay ishal halleri
    • Hızlı çalışan kalp (tachycardia=taşikardi)
    Mühim Not: Değerli okuyucu, yukarıda belirtilen şikayetler sadece hipertiroid’e özgü olmayıp farklı rahatsızlıkların da belirtisi olabilir. Bu nedenle bu konuda size en doğru bilgiyi verecek olan hekiminizdir.
    Hipotiroid (tiroidin yavaş veya az çalışması)
    Tiroid bezi az çalışır ise, T3 ve T4 hormonları az üretilir ve metabolizma yavaş çalışmaya başlar. Bu duruma Hipotiroid denir. Kalp hızı azalır (bradycardia), bağırsak hareketleri yavaşlar ve kabızlık şikayetleri ortaya çıkar. Hipotiroid hastaları çok kolay kilo alır. Kadınların %2 si, erkeklerin ise %0.1 inde hipotiroid görülmektedir. Yeni doğan her 3500 bebekten bir tanesi hipotiroid hastası olarak dünyaya gelmektedir. İleri yaşlarda gelişen hipotiroid, tiroidin kronik iltihaplanması sonucunda gelişmektedir. Buna Haşimoto-Tiroidit de denilmektedir. Tiroid bezinin iltihaplanması sonucunda antikor oluşmakta ve bu antikorlar vücudun kendi tiroid bezine karşı savaş açmakta ve tiroid bezini çalışamaz duruma getirmektedir. Çalışamaz duruma gelen tiroid, vücudun ihtiyacı olan T3 ve T4 hormonlarını üretemez hale gelmektedir. Halen, vücudun neden antikor oluşturduğu bilinmemektedir. Değerli okuyucu, vücudun kendi doku ve organlarına karşı savaşan “antikor” oluşturması neticesinde ortaya çıkan hastalıklara “otoimmün hastalıklar” adı verilmektedir. Son yıllarda otoimmün hastalıklarda hızlı bir artış görülmektedir.

    Hipertiroid tedavisi gören hastaların bazılarında tedavi sonucunda tam tersi olan hipotiroid gelişebilmektedir. Bu durum daha çok, radyoaktif iyot veya ilaç tedavisi alan hastalarda görülebilmektedir. Guatr ameliyatı sonucunda da hipotiroid (tiroidin yavaş çalışması) gelişebilmektedir. Çok ender de olsa, tiroid bezini komuta eden ve beyinde bulunan hipofiz bezinin ürettiği TSH hormonuna (Tiroid-Stimulate-Hormon) bağlı olarak da hipotiroid gelişebilmektedir. Hipotiroid durumunda ortaya çıkan şikayetler;
    • İştahsızlık
    • Kilo alma
    • Yorgunluk
    • Konsantre azlığı
    • Soğuğa karşı hassasiyette artış
    • Kabızlık
    • Kuru ve serin bir deri
    • Seste derinlik ve kısıklık
    • Saç tellerinde incelme
    • Kalp büyümesi
    • Kalbin yavaş çalışması (bradycardia)
    • Erken yaşta başlayabilen damarsertliği (arteriosklerozis)
    • Kolestrol değerlerinde yavaş yükselme
    • Kadınlarda adet düzensizliği
    Hipotiroid, yaşlı insanlarda güçsüzlüğe neden olmaktadır. Çoğu zaman hipotiroid’in neden olduğu bu güçsüzlük, yaşlılığın verdiği doğal güçsüzlük zannedilebilmektedir. Bu nedenle yaşlı insanlarında hipotiroid olup olmadığının kontrol edilmesi gerekir. Yukarıda belirtmiş olduğum tüm konularda size en doğru bilgiyi verecek olan hekiminizdir.

    Tiroid bezinin denetimi

    Tiroid bezinin dengeli bir şekilde çalışması beyinde bulunan hipofiz bezinin kontrolünde ve denetimindedir. Hipofiz bezi bu kontrolünü kendisinin salgıladığı TSH hormonu üzerinden yapar. T3 ve T4 hormonlarının kandaki seviyesi azalmaya başlayınca, hipofiiz bezi TSH hormonu salgılamasını yükselterek tiroid bezini uyarır, T3 ve T4 ün artırılması komutunu verir. Aksine bir durumda, yani, T3 ve T4 hormonlarının kanda artması durumunda ise, TSH hormonunun salgılanması azaltılır. Hastanın kanındaki T3, T4 ve TSH hormonlarına bakılarak tiroid bezinin nasıl çalıştığı konusunda yorum          yapılır.
    Tiroid bezi rahatsızlıkları
    Tiroidit         : Tiroid bezinin iltihaplanması (Haschimato)
    Hipotiroid    : Tiroid bezinin yavaş çalışmasıdır. T3 ve T4 ün az üretilmesi demektir.
    Hipertiroid   : Tiroid bezinin fazla çalışmasıdır. T3 ve T4 ün fazla üretilmesidir.
    Guatr            : Tiroid bezinin büyümesine guatr denir.
    Nodül           : Tiroid bezinin normal dışı hücre üretmesi demektir.
    Bu kısa bilgiden sonra, yukarıdaki sorumuza geri dönecek olursak, “Nasıl oluyor da, dereotu hem hipotiroid, hem de hipertiroid durumunda etkili olabiliyor?” Dereotu üzerine olan araştırmalarıma bundan otuz-otuzbeş yıl önce başlamış olsaydım, dereotunun bu güçlü özelliğini o yıllarda bulamazdım (keşfedemezdim). Çünkü, otuz-otuzbeş yıl öncesinin bilgi birikimi ve deneyimlerine o yıllarda sahip değildim. O yıllarda üzerinde uzun uzun düşündüğüm benzer konular ve sorular zinciri bugün için bana zaman harcatmıyor. Hızlı ve çok zaman kayıp etmeden ilerleyebiliyorum. Her ne kadar bitkilerin kimyasının temeli birbirinin aynısı ise de, detayda her bitki birbirlerinden tamamen farklı bir sistematiğe ve düzenliliğe bağlı olarak kendine özgü ve spesifik olarak bir veya birkaç tane ana etken madde içermektedir. Bu birkaç ana etkin maddelerin dışında matrisde bulunan yardımcı etkin maddeler veya alt etkin maddeler hemen hemen tüm bitkilerde aynıdır. Örneğin, quercetin, coumarin, vitamin grupları, mineraller, alkoloidler, eterik yağlar, flavonoidler, fermentler ve daha onlarcası bitkilerin ortak olarak içerdikleri kimyasal maddelerdir. Ancak, tüm bu sistem içerisinde her bitki ayrı bir dünya ve ayrı bir alemdir. Tek bir bitkinin yaprağının kimyasını ve düzenlilik dengesini detaya inerek araştırmak istesek, buna ne bir insan ömrü ne de yüzbin insan ömrü yetmez.
    Bu anlamda dereotunda bulunan iki ana etkin madde, tiroid hormonlarını, T3 ve T4’ü dengelemede yeterli olabilmektedir. Başka bir ifade tarzıyla, tiroid hızlı çalışıyor ise yavaşlatıyor, yavaş çalışıyor ise hızlandırıyor. Neticede hem hipotiroid hastaları hem de hipertiroid hastaları için yardımcı oluyor. Dereotu kürünü önerdiğim birçok tiroid hastası kürü uygulamaya başladıktan kısa bir zaman sonra boğazlarındaki rahatlamayı (yutkunurken hissettikleri daralmanın yok olduğunu) hayretle anlatıyorlar…
    Tiroid nodüllerini küçültüyor
    Değerli okuyucu, dereotu kürünü önerdiğim nodüllü tiroid hastaları, kürü uygulamaya başladıktan birkaç ay sonra hekimlerine gittiklerinde , çekilen USG (UltraSonoGrafi) de nodüllerinin küçülmeye başladığını bildirmişlerdir. Aşağıda dereotu kürünün nasıl uygulanması gerektiği açıklanmıştır.
    Tiroid hormonlarının dengelenmesinde fonksiyonel olan bazı etkin maddeler
    Dereotu aynı zamanda hem hipotiroid hem de hipertiroid hastalarının imdadına yetişen mükemmel bir yardımcı tedavi kürüdür. Tiroid hızlı çalışıyor ise, yavaşlatmakta, yavaş çalışıyor ise de, hızlandırmaktadır. Yani, fazla çalışan tiroid bezini yavaşlatıyor, az çalışan tiroid bezini de hızlandırıyor. Bu iki özelliğe aynı anda sahip olması onun tiroid hormonlarını dengeleme özelliğinin olduğunu göstermektedir. Tiroid glandının hormonlarının dengeli çalışmasını sağlayan etkin maddelerden bazıları şunlardır,
    • gama-pinene
    • cineole
    • anethole
    • anisic-aldehyde
    • carvacrol
    • dillanoside
    • elemicin
    • isorhamnetin
    Belirtmiş olduğum bu dengeleyici etkin maddeler her ne kadar doğrudan primer etkili ise de, dereotunun içeriğinde bulunan yardımcı ve fonksiyonel ve de sterik yapı özelliğine sahip segonder etkin maddeler olmadan yukarıda belirtmiş olduğum ana etkin maddeler tek başlarına etkili değildirler.
    Değerli okuyucu, yukarıda belirtmiş olduğum ana etkin maddeler (primer maddeler) saf halde kullanıldığı takdirde yeterli olmayacaktır. Çünkü saf halde verilen etkin bir madde mutlaka yan tesir göstermektedir. Ana etkin maddenin etkili olabilmesi için görevli olan yardımcı etkin maddelerin olmaması, ana etkin maddelerin etkisini de azaltmaktadır. Yan tesir göstermesinin dışında, metabolizma üzerinde farklı biyokimyasal reaksiyonların oluşmasına sebep olduklarından, olumsuz sonuçlar alınmakta ve hatta uzun müddet kullanıldıklarında da kalıcı rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olabilmektedirler. “Bitkisel Sağlık Rehberi” adlı kitabımda bu konuya mite- ve forte-fitoterapi başlığı altında kısaca değinmeye çalıştım.
    Buradan çıkan sonuç şudur. Bir bitkisel kürü, o bitkinin içeriğinde bulunan bir veya birkaç etkin maddeyi esas alarak değerlendirmek yanlıştır ve yetersizdir. Bitkinin içeriğinde bulunan tüm maddelere fonksiyonel olarak bakıp, o bitkiyi bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Örneğin, quercetin ana etkin maddesi hemen hemen tüm bitki dünyasının %69 unda bulunan doğal antibiyotik özellikli bir maddedir. Quercetin içeriyor diye bitki dünyasının %69 unda bulunan binlerce bitkiyi gelişi güzel kullanamayız. Quercetin içeren bitkilerin yüzlercesi zehirlidir, allerjendir veya değişik rahatsızlıklara sebep olabilirler. Bu nedenle bir hastalığa karşı doğru bitkiyi bulup ortaya çıkarmak uzun yılların araştırma sonuçlarıdır. Doğru bitki bulunduktan sonra, o bitkinin hangi kısımlarının nasıl hazırlanacağı ve kullanılacağı da uzun araştırmalar gerektirmektedir. Bitkilerin hazırlanmasında ve kullanılmasında miktar çok önemlidir. Az miktarda kullanılması hastalığı tedaviye yetmeyecek, çok miktarda kullanılması da hastaya zarar verecektir.
    Unutmayınız, her şey zehirdir, hiçbir şey zehir değildir. Her şeyin fazlası zararlıdır. Örneğin, oksijenin miktarı yaşam için önemlidir, azı da çoğu da öldürücüdür. Bu anlamda ölçü (miktar) esastır.
    Yaratılmış her şey kendi içerisinde bir denge üzerine kuruludur. İşte, bu nedenledir ki, bir bitkinin içeriğinde bulunan binlerce farklı maddenin birarada bulunması sadece ve sadece o bitkiye ve hatta o bitkinin türüne özgüdür.
    Allah’ın yarattığı her bitki, bir amaç için yaratılmıştır. Nafile ve sebepsiz yaratılmış hiçbir şey yoktur. O, buyurmuyor mu? “Yeryüzünde yarattığım her şey, sizin hizmetinize sunulmuştur.” Allah’ın, kullarına karşı böylesine muazzam ve muhteşem cömertliğinin karşısında, bizlere araştırmak ve incelemek görevi düşmektedir.
    Goitrogenler
    Değerli okuyucu, guatr ve tiroid hastalarının sıkca sordukları sorulardan bir tanesi, “Hangi besinler guatr’ı ve tiroidi olumsuz etkilemektedir?”
    Bu sorunun cevabını vermeden önce, bilinmesi gereken bazı kavramları açıklamakta fayda görüyorum. Goitrogen ne demektir?. Goitrogen, “goiter” kelimesinden türetilmiştir ve tiroid glandının (tiroid bezinin) büyümesi anlamına gelir. Doğal besinlerin içeriğinde bulunan bazı etkin maddeler tiroid glandı (tiroid bezi) ile etkileşmektedir. Bu etkileşim neticesinde tiroid glandı, üretmesi gereken hormonlarını üretmekte zorlanmaktadır. Bu zorlanmayı kompanse etmeye çalışan tiroid bezi, tepkisini büyüyerek (irileşerek) vermektedir. Tiroid glandının büyümesine guatır, tiroid glandının çalışmasını olumsuz etkileyen (interferans) besinlere de goitrogen adı verilmektedir.
    Değerli okuyucu, yeri gelmişken önemle vurgulamak istediğim bir nokta şudur, zayıflama ilaçlarının birçoğu tiroid glandını (tiroid bezini) olumsuz etkilemektedir. Uzun vadeli kullanılan zayıflama ilaçlarının kullanılması sonucunda kalıcı tiroid şikayetleri gelişmiş çok sayıda hasta tanımaktayım. Ne acıdırki, bir dönem Çin’den ihtal edilmiş olan zayıflama ilacını kullanmış insanlarımızın hemen hemen hepsinde ya kalıcı hipertiroid ya da kalıcı hipotiroid gelişmiştir. Tanıdığım tüm bu insanlar yaşam kalitelerinin nasıl bozulduğunu büyük bir pişmanlık duygusu ile anlatıyorlardı. Hekiminize danışmadan kesinlikle zayıflama ilaçları kullanmayınız. Zayıflama konusunda içeriğini bilmediğiniz bitkisel çayları da kullanmamanızı öneririm. Çünkü, zayıflama amaçlı önerilen bitkisel çay karışımlarının içeriğindeki bazı bitkiler, tiroid bezinin çalışmasını doğrudan olumsuz etkilemektedir. Sonuçta, tiroid bezine bağlı kalıcı şikayetler ortaya çıkabilmektedir.
    Unutmayınız ki, tiroid glandı metabolizmayı hızlandıran ve yavaşlatan hormonları üretmektedir. Tiroid bezinin ürettiği hormonlar insan vücudunda üretilen hemen hemen tüm hormonlar ile etkileşim halindedir. Tiroid hormonlarının dengesizliğinin tüm vücudu etkilediği unutulmamalıdır. Organların çalışmasından ruh haline kadar tiroid hormonları etkin rol oynamaktadırlar.
    Tekrar goitrogen besinlere dönecek olursak, bunlar hangileridir? Gerçekten tiroid şikayetlerini tetikleyebilir mi? Bazı sebzelerin tiroid şikayeti olan hastalara önerilmediği veya bu sebzelere karşı ölçülü olunması bildirilir. Bu konuda yapılmış bazı çalışmalar vardır. Örneğin: Toda T, Uesugi T, Hirai K, Nukaya H, Tsuji K, Ishida H. New 6-O-acyl isoflavone glycosides from soybeans fermented with Bacillus subtilis (natto). I. 6-O-succinylated isoflavone glycosides and their preventive effects on bone loss in ovariectomized rats fed a calcium-deficient diet.Biol Pharm Bull 1999 Nov;22(11):1193-201 veya,
    Liggins, J.; Bluck, L. J.; Runswick, S.; Atkinson, C.; Coward, W. A., and Bingham, S. A. Daidzein and genistein contents of vegetables. Br J Nutr. 2000 Nov; 84(5):717-25.
    Bu sebzelerin hangileri olduğuna bakalım,
    · Brokoli
    · Lahana
    · Kırmızı ve karalahana
    · Brüksel lahanası
    · Karnabahar
    · Soya
    · Ispanak
    · Yerfıstığı
    · Böğürtlen
    · Turp
    · Darı
    · Şeftali
    Soya grubu
    Soya grubu denilince, soya fasulyesi ve soya fasulyesinden elde edilen soya ekstreleri, soya içerikli besinler, tofu ve tempe dikkate alınmalıdır.
    Soya grubunun, tiroid glandının çalışmasını yavaşlattığı konusunda çalışmalar vardır. Soyanın içerdiği genistein etkin maddesinin tiroid hormon üretimini yavaşlattığı belirtilmektedir. Tiroid peroksidaz enzimini bloke ettiği (inhibe ettiği) bazı bilim adamları tarafından savunulmaktadır. Tiroid peroksidaz enziminin görevi, iyotun tiroid hormonuna bağlanmasını sağlamaktır. Tiroid hormonuna iyot bağlanmadığı taktirde hormonal etkisini gösteremez. Soya grubu üzerine olan araştırmalarım henüz tamamlanmadığı için, bu konuda sadece bazı bilim adamlarının görüşlerini belirttim. Şüphesiz ki, çalışmalarım tamamlandığında sonuçlarını açıklayacağım.
    Turp grubu
    Bu grupta olan sebzelerin başlıcaları brokoli, beyaz, kırmızı ve beyaz lahana, hardal, turp, karnabahar ve brüksel lahanasıdır. Bu gruptaki sebzelerin de tiroid şikayeti olanlara önerilmediği bazı kitaplarda ve yine bazı bilim adamları tarafından savunulmaktadır. Bu görüşün savunulmasının arkasında yatan neden, belirtmiş olduğum tüm bu sebzelerin, isothiocyanate etkin maddesini içermeleridir. İsothiocyanate etkin maddesinin tiroid hormon üretimini baskılama (inhibe etme, frenleme, yavaşlatma) özelliğinin olduğudur.
    Tiroid glandı yavaş çalışanların bu sebzelerin tüketiminde ölçülü olmaları gerekir. Özellikle çiğ tüketilmeleri bu hastalar için kesin olarak yanlıştır. Neden? Çünkü, bu sebzeler C-vitamini bakımından çok zengin sebzeler olup, myrosinaz adı verilen bir enzim içerirler. Myrosinaz enzimi, C-vitamini tarafından kuvvetli bir şeklide aktive edilir. Myrosinaz, bu sebzelerin içeriğinde bulunan glukoz ile reaksiyona girerek, trioid bezinin yavaş çalışmasına neden olan isothiocynate etkin maddesinin açığa çıkmasını sağlar.
    Myrosinaz enziminin, bu sebzelerde bulunan glukoz ile reaksiyona girip isothiosynate oluşması için, mutlaka bu sebzelerin doğranması, dilimlenmesi veya çiğnenmesi gerekir. Çiğnenmedikleri, doğranmadıkları veya parçalanmadıkları taktirde isothiocyanate etkin maddesinin açığa çıkması (oluşması) mümkün değildir. İşte, çiğ olarak tüketildikleri veya doğrandıkları taktirde bu sebzelerin hücrelerinin içeriğinde ayrı ayrı bölmelerde bulunan myrosinaz enzimi ve glukoz birbirlerine karışarak isothiocyanate etkin maddesinin açığa çıkma reaksiyonunu başlatmış olur.
    Eğer, bu sebzeler doğranmadan, parçalanmadan veya çiğ olarak tüketmemek şartıyla haşlanırsa, myrosinaz enzimi hemen inaktive olur ve reaksiyon başlatamaz ve tiroid bezinin yavaş çalışmasına neden olan isothiocyanate etkin maddesi de oluşamaz. Öyle zannediyorum ki, kitaplarımda ve tv programlarında neden beyaz lahana veya brokoli kürünü hazırlarken, parçalamadan kaynamakta olan suya atınız önerimin arkasında yatan nedeni burada bu şekilde açıklamış oluyorum.
    Turp grubundaki sebzelerin tüketilmesi, hiçbir tiroid şikayeti olmayan insanlarda tiroid şikayetlerinin ortaya çıkmasını tetikler mi veya neden olur mu? Bu sorunun cevabı, hayırdır. Tiroid bezi yavaş çalışanların turp tüketiminde ölçülü olmaları gerektiğini vurgulamak isterim. Çünkü turp çiğ olarak tüketilmektedir.
    Dikkat:
    Eğer, turp grubundan veya soya grubundan sebzeleri severek ve sıksık çiğ olarak tüketiyorsanız, bir tutam (yaklaşık dört-beş gram) dereotunu o günkü öğünlerinizde eksik etmemenizi öneririm.
    Dereotu
    Tiroid şikayetleri başlamak üzre olan hastaların imdadına yetişir. Eğer, hekiminiz tiroid hormon düzeylerinizin takip edilmesini önerdi ise ve düzelmediği takdirde ilaca başlayacağını söyledi ise, hekiminize danışarak dereotu kürüne başlayabilirsiniz.
    Dikkat:
    Dereotu kürünü uygularken, hekiminizin önerdiği tiroid ilaçlarınızı mutlaka kullanınız. Kendi kendinize ilaçlarınızı kesmeyiniz. Üç aylık hekim kontrollerini ve tahlilleriniz mutlaka yaptırınız. Tahlil sonuçlarına göre hekiminiz kullandığınız tiroid ilacını azaltabilir veya kestirebilir. Altı-yedi aylık dereotu kürünü uygulayıp nodüllerinden ve tiroid ilaçlarından kurtulmuş hastaların sayısı giderek artmaktadır.
    Hamile annelerin dikkatine
    Doğum sonrası bazı anneler, hipotiroid veya hipertiroid rahatsızlıklarına yakalanabilmektedirler. Onlara önerim doğumdan sonra zaman zaman dereotu kürünü uygulamalarıdır.
    Değerli okuyucu, hamilelik dönemlerine bağlı olarak doğum sonrası gelişen tiroid şikayetlerinin arkasında yatan neden olarak, tiroid glandının (bezinin) ürettiği kalsitonin hormonuna bağlı olarak geliştiği düşüncesindeyim. Çünkü hamilelik döneminde bebek için gerekli olan kalsiyum alımı çok fazladır. Kalsitonin hormonu, kandaki kalsiyumun kemiklere alınmasında fonksiyoneldir (görevlidir). Henüz, bu konudaki çalışmalarım tamamlanmadığı için kesin bir sonuç aktarmıyorum.
    Emziren anneler
    Anne sütünün yerini hiçbir şey dolduramaz. Bebeklerin anne sütünü uzun süreli almaları çok önemlidir. Doğum sonrası dünyaya gözlerini açan bebekler çok hızlı gelişirler. Bebeklerin ilk aylarında metabolizmaları çok farklı çalışır. Henüz birçok enzimleri gelişmemiştir. Gün ve gün hızlı bir gelişim içerisindedirler ve çevre şartlarına uyum sağlamakla mücadele ederler. İşte, bu gelişim ve uyum sürecinde onların en büyük desteği anne sütünden olmalıdır. Günümüzün bebeklerinin birçoğu birkaç ay emdikten sonra anne sütünden mahrum kalmaktadırlar. Günümüz insanının yaşadığı stres ve ekonomik şartlar veya çoğu kez annenin çalışıyor olması, anne sütünün erken azalmasına neden olabilmektedir.
    Emziren annelerin sütlerinin erken azalmasına veya “sütüm yetmiyor” diye düşünen annelerin imdadına dereotu yetişir. Dereotu kürünün nasıl uygulanacağı ayrı bir bölümde açıklanmıştır. Bakınız: anne sütünü artırıcı kürler.
    Emziren anneler ve hipotiroid
    Emzirme döneminde bazı annelerde hipotiroid gelişebilmektedir. Bu durumdaki emziren anneler, hipotiroide karşı önerilen ilaçları kullanamamaktadırlar. Hipotiroid ilacını almak zorunda olduklarından bebeklerini sütten kesmek zorunda kalmaktadırlar. Bu durumda olan annelere dereotu kürünü önermekteyim. Dereotu kürü, hem sütlerini artırmakta hem de hipotiroide bağlı şikayetleri ortadan kalkmaktadır. Dereotu nasıl olsa hipotiroid problemimi çözüyormuş deyip, kesinlikle hekim kontrollerini ve önerilerini kesinlikle ihmal etmeyiniz. Hekiminize danışarak dereotu kürünü uygulayabilirsiniz. Unutmayınız ki, hastalık yoktur hasta vardır. Her insanda dereotu kürü %100 etkili olacaktır diye bir kural kesinlikle yoktur. Çünkü, her insanın metabolizması detayda farklı çalışır. Hekim kontrollerini ihmal etmeden dereotu kürü uygulanabilir.
    Dikkat: Dereotu ve antibiyotikler
    Hekiminiz herhangi bir nedenle, aşağıda isimleri belirtilmiş olan bakterilere karşı antibiyotik vermiş ise, dereotu kürünü özellikle uygulamanızda fayda vardır. Dereotu kürü antibiyotik kullanımlarında agonist etkilidir. Agonist etki ne demektir? Agonist, karşılıklı veya aynı anda kullanımda birbirini destekleyen demektir. Agonistin tersi ise, Antagonist’tir. Antagonist, aynı anda kullanıldıklarında birbirinin etkisini azaltan veya yok eden demektir. Örneğin, etkin maddesi nitrofurantoin olan antibiyotik kullanımı önerilmiş ise, dereotu kürünü özellikle bu antibiyotikle beraber uygulayınız. Çünkü dereotunun içerdiği carvone, bu antibiyotiğin etkisini artırmaktadır. Dereotu enaz onbir adet antibakteriyel özelliği olan doğal etkin maddeler içermektedir. Dereotunun etkili olduğu bakterilerden bazıları şunlardır.
    • Citrobacter freundii
    • Enterobacter aerogenes
    • Enterobacter cloacae
    • Escherichia coli
    • Klebsiella pneumoniae
    • Proteus mirabilis
    • Proteus vulgaris
    • Serratia marcescens
    • Helicobacter pylori
    Dereotunun içeriğinde bulunan bazı antibakteriyel özellikli etkin maddeler şunlardır.
    • 2-nonanol
    • Dimethylcoumaran
    • Alfa-terpineol
    • Anathelo
    • Carvacrol
    • Dipentene
    • Isorhamnetin
    • Safranol
    dur.
    Goitrogenik etkili maddeler
    Bazı etkin maddeler doğrudan tiroid bezinin olumsuz çalışmasına neden olmakta ve uzun müddet kullanıldığı taktirde de kalıcı tiroid şikayetlerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu maddeler, sulfadimethoxine, propylthiouracil, potasyum-perklorat ve iopanoik asittir.
    Kortizon kullanmak zorunda olanlar
    Değerli okuyucu, günümüzde hekim kontrolü altında kortizon kullanmak zorunda kalan birçok hasta vardır. Romatoid artirit, ülseretif kolit, chron, ms, otoimmünhepatit ve daha birçok hastalıkta kortizon tedavisi önerilmektedir. Kortizonun belli başlı yan tesirleri, gözlerde katarakta neden olabilmekte, kemik erimesine (osteoporoz) sebep olabilmekte veya tiroid fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilmektedir. Kortizon kullanmak zorunda olan hastalara tiroid fonksiyonlarının olumsuz etkilenmesine karşı zaman zaman dereotu kürünü uygulamalarını öneririm.
    Menepozda olan bayanlar
    Değerli okuyucu, dereotu menepoz şikayeti olan bayanlar için mükemmel bir yardımcıdır. Menepoza bağlı ateş basması ve terleme şikayetlerinde adeta imdada yetişir. Dereotu kürüne başladıktan birkaç gün sonra ateş basmaları ve terlemeler giderek azalmaya başlar.
    Zayıflamak isteyenler
    Zayıflamak isteyenlere veya zayıflama diyeti uygulayanlara her öğünlerinden onbeş dakika önce bir yemek kaşığı dolusu taze dereotu tüketmelerini tavsiye ederim. Dereotu, sofraya oturduğunuzda daha az yemek yemenize büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Çünkü iştahınızın kapanmasına ve doygunluk duygusunun erken başlamasına neden olacaktır.
    Helicobakter Pylori
    Mide rahatsızlıklarına neden olan helicobakter pylori bakterisi ileri evrelerde mide kanserine de sebep olabilmektedir. Dereotunun içerdiği safranen etkin maddesi helicobakter pyloriye karşı savaşan önemli antibakteriyellerden bir tanesidir. Bu bakteriye karşı mükemmel bir destekleyicizaman zaman uygulanacak dereotu kürüdür.
    Romatizma hastaları
    Dereotu, hem romatizma hastalarına yardımcı hem de gelişecek veya gelişmekte olan iltihaplı romatizmaya karşı da önleyici ve yardımcı tedavi sunabilmektedir.
    Hemeroid (basur)
    Hemeroid şikayetleriniz sık sık tekrar ediyor ise, sofranızda öğünleriniz öncesi dereotu tüketimine önem veriniz. Yılda birkaç kez birer haftalık uygulayacağınız dereotu kürü, hemeroid şikayetlerinizin tekrarına karşı iyi bir önleyici güç oluşturacaktır.
    Tiroid nodüllerine karşı
    Değerli okuyucu, dereotu kürü tiroid hormonlarını dengeleyip sağlıklı çalışmasına yardımcı olurken, aynı zamanda nodüllerin küçülmesinde veya tamamen yok olmasında da etkilidir. Birkaç mm büyüklüğündeki nodülleri tamamen yok edebilirken, cm düzeyindeki nodüllerin sadece küçülmelerinde etkili olabilmektedir. Dereotu kürüne ek olarak, tiroid nodüllere karşı daha güçlü bitkisel kürler de vardır.
    Not:Hekiminizin önerdiği ilaçlar var ise, mutlaka kullanınız. Bu bitkiye karşı alerjiniz olup olmadığını öğreniniz. Bu kitaptaki tüm bitkisel kürler ancak ve ancak yetişkinler içindir.Burada okuduğunuz bilgilerin, yardımcı ve destekleyici olduğunu gözardı etmeyiniz. Hekiminize danışmadan buradaki bilgiler ile kendi kendinize kesinlikle teşhis koymayınız ve uygulamayınız. Unutmayınız ki, hastalık yoktur, hasta vardır. Her hastalığın seyri insandan insana değişir. Teşhisi koyacak olan ancak, bir hekimdir.

    Okunma: 81

    12345 (Bu yazıyı değerlendir!)
    Loading ... Loading ...
     
    25 Şubat 2009, Çarşamba
    Latince adı:           Anthemis nobilis
    İngilizce:                Camomile
    Almanca:               Kamille
    Özellikleri:             Sinüzit antidepresan (regl dönemlerinde) saç rengini açma saç derisindeki kaşıntılara karşı sağlıklı diş etleri için
    Papatya, sinüzit şikayeti olanlara mükemmel bir çözüm getirmektedir. Uygulaması çok kolaydır. Yıllardır sinüzit şikayeti olan bir çok insana papatya uygulamasını önerdiğimde, sonuç, öylesine başarılıydı ki, uygulayan her kişinin mutluluğu, benim bu probleme çözüm getirmiş olabilmenin sevincine sevinç katıyordu.
    Sinüzite karşı kullanacağınız papatyayı, aktarlardan, eczanelerden veya marketlerden temin edebilirsiniz. Ancak, marketlerde poşet çay türünde satılan papatya çayları yeterli derecede etkili olmamaktadır. Bu nedenle aktarlarda açık olarak satılan kır papatyası hem çok daha ucuz hem de çok daha etkilidir. Kır papatyasının da kendi aralarında çok farklı türleri bulunmaktadır.
    Pek çok bayan regl dönemlerinde depresiftir. Regl dönemleri boyunca hergün tok karna demleyip içecekleri bir bardak papatya çayı, depresif durumlarına büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Papatya, adeta regliden dolayı sıkıntılı ve depresif dönem geçiren bayanlar için özel olarak yaratılmış bir bitki çeşididir. Bayanların regl dönemlerini rahat ve huzurlu geçirebilmeleri için önemli bazı önerileri kitabın sonundaki Açıklama 8‘ de bulabilirsiniz.
    Mide ülseri şikâyeti olanlar, papatyayı rahatlıkla bitkisel çay olarak içebilirler. Özellikle çiçeklerinin içerdiği alfa-bisabolol maddesi ülsere karşı (antiulcer) etkilidir. Bu etkin madde aynı zamanda mide yanmasına karşı da etkisini göstermektedir. Yapraklarında ve saplarında bulunan azulene maddesi de mide ülserine karşı etkilidir. Özellikle kır papatyasının yapraklarında ve saplarında bulunan apigenin maddesi, bayanların regl dönemlerindeki depresif durumlarına karşı etkili olan birkaç etkin maddeden biridir. Karaciğeri koruyan herniarin maddesi kır papatyasının tipik etkin maddelerinden biridir. Ayrıca, karaciğerin arındırılmasındaki rolü sinapic asitten kaynaklanmaktadır. Kır papatyasının zaman zaman bitkisel çayının içilmesi,  karaciğer metabolizmasının sağlıklı çalışmasında ve karaciğerin arındırılmasında (hepato-detoxification) etkin rol oynamaktadır.
    Papatyaları mevsiminde siz de toplayabilirsiniz. Çicekleri tam olarak açtıktan sonra en geç on gün içinde toplanmalıdır. Çok fazla beklemiş veya beyaz çiçek yaprakları kısmen dökülmüş olanları toplamayınız.
    Bu güleryüzlü çiçekleri topladıktan sonra, tahta veya bir bezin üzerinde açık havada ve gölgede kurutmak gerekir. Kuruturken, naylon veya benzeri sentetik malzeme üzerine kesinlikle sermeyiniz. Kuruduktan sonra cam kavanozda ve ışık almayan kapalı dolapda koruma altına almak gerekir. Araç trafiğinin yoğun olduğu yol kenarlarında yetişenleri tercih etmeyiniz. Kurutacağınız papatyaları, belki tozludur diye kesinlikle yıkamayınız.
    Sağlıklı diş etlerine sahip olmak mı istiyorsunuz? Bir su bardağı suda 5 dakika bir tutam (4-5 gram) kır papatyasını demleyiniz ve süzünüz. Ilıdıktan sonra diş fırçanızı daldırarak dişlerinizi fırçalayınız (diş macunu ile önceden fırçalamadan). Dişlerinizi fırçalarken ara ara fırçayla diş etlerinize fazla bastırmadan hafif hafif fırçalayınız. Demlediğiniz papatya çayı bir defalık kullanım içindir. Ayda iki-üç defa uygulamanız yeterli olacakdır.
    Kür 1: Sinüzite karşı
    Tencerede yaklaşık yarım litre suyu kaynama noktasına getiriniz. İki tutam (yaklaşık 9-10 gram) kurutulmuş  papatyayı veya 4 poşet papatyayı hafif hafif kaynamakta olan suyun içine atınız. Başınızı havlu ile örterek, yüzünüzü buharına tutarak burnunuzdan nefes alıp veriniz. Arada ağzınızdan da nefes alıp veriniz. Bu uygulamayı 5 dakika tatbik ediniz. 5 dakika tamamlandıktan sonra yarım saat ara verip tekrar beş dakika aynı şekilde başınızı havlu ile örterek uygulayınız. Ertesi gün aynı şekilde 5 dakika uygulayıp yarım saat ara veriniz ve tekrar 5 dakika uygulayınız. Akıntının gelmeye başladığı gün, 3 gün ara veriniz. Bazı durumlarda ilk günün ilk beşinci dakikasında akıntı gelmeye başlar. Bazı durumlarda ise ikinci veya daha sonraki günlerde akıntı gelmeye başlar. Yeterli rahatlama sağlandıktan sonra ileri tarihlerde zaman zaman uygulama tekrar edilebilir.
    Kür 2: Bayanların depresif geçen regl dönemlerine karşı
    Regl dönemleri boyunca hergün tok karna, demleyip içecekleri bir bardak papatya çayı, depresif durumlarına büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Eğer, regl döneminden üç gün önce başlanırsa çok daha etkili olacaktır. Bu kürü uygularken dikkat edilmesi gereken nokta, papatya çayının tok karna içilmesidir. Öğle veya akşam yemeğinden yarım saat sonra içmek en uygun zamanlamadır.
    Not: Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Öncelikle bilmeniz gereken nokta, kullanacağınız bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, bu kitaptaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Bu kitabın içindeki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.

    Okunma: 105

    12345 (Bu yazıyı değerlendir!)
    Loading ... Loading ...
     
    22 Şubat 2009, Pazar

    Boy uzatma kürü yaşları 12 ile 22 arasında olan gençler için geçerlidir. Boy uzatmanın yaşa göre uzatılabilme ortalaması aşağıdaki tabloda belirtilmiştir. Boy uzatmanın üst sınır yaşı 22 dir. Boy uzatma kürü en az  6 ay ile 2 yıl devam etmektedir.

    Tablo: Boy uzatma kürü ile ortalama yaş dağılımı

    Yaş aralığı Ortalama uzama [cm] 21 yaşa kadar
    12 -  14 9 – 7
    14 – 15 7 – 6
    16 – 17 6 – 5
    18 – 19 5 – 4
    20 – 21 4 – 3
    21 – 22 2 – 1

    Boy uzatma kürünün uygulanmasında iki kural vardır. Birinci kural, haftada 3 kez kefal, torik, palamut ve uskumru balıklarından herhangi birinin  sırt kısmında bulunan siyah etiyle beraber ızgara veya buğlama olarak 1 porsiyon (200 gr) tüketilmesi. İkinci kural ise, hiçbir yan tesiri olmayan bitkisel bir çayın 6 ay boyunca haftada 1 kez demlenip içilmesidir. 21 yaşa kadar uygulanabilen bu kür 6 aylık dönemlerle 1′er ay ara verilerek kullanılmalıdır.

    Not: Kürden olumlu sonuç alabilmek için balık ve  bitki çayının beraber kullanılması gerekmektedir. Önerilen bitkisel çay hormon içermemektedir.

    Okunma: 127

    12345 (Bu yazıyı değerlendir!)
    Loading ... Loading ...
     
    22 Şubat 2009, Pazar
    Galactofoge, emziren annelerin sütünü azaltan veya tamamen durmasına neden olan anlamına gelir. Bu nedenle emziren annelerin erken dönemde sütlerinin azlamasına neden olan bitkileri ayrı bir bölümde toplamayı uygun buldum. Bu bitkilerden en önemlilerini aşağıda belirtmiş bulunuyorum,
    • Nane
    • Maydanoz
    • Nışasta unu
    • Adaçayı
    • Şeker kamışı
    • Ararot
    • Arpa ve arpa unundan yapılmış besinler
    • Şalgam
    • Mısır
    • Salamurası yapılmış besinler
    • Aşırı tuz tüketimi
    • Turşusu yapılmış besinler
    • Sirke ve limon suyunun fazlaca kullanılması
    Adaçayı, memleketimizde fazlaca tüketilen bitkisel bir çaydır. Hamile bayanların ve emziren anne adaylarının kesin olarak uzak durması gereken bir bitkidir. Tüp bebek veya aşılama yöntemi uygulanacak olan bayanların adaçayından uzak durmaları gerekir. Söz adaçayından açılmışken, epilepsi hastalarının da kesin olarak uzak durması gereken bir bitkidir. Çocuk yapmaya karar vermiş olan eşler adaçayı tüketmemelidirler. Bu kural sadece kadınlar için değil, aynı zamanda erkekler için de geçerlidir. Adaçayı içme alışkanlığı olan erkeklerin sperm sayıları azalır.
    Adaçayının kurutulmuş sap ve yaprakları ortaçağda evlerin içerisinde yakılarak, tütsüsü yapılırdı (fumigate), bu adet halen daha Avrupa’nın bir çok köyünde uygulanmaktadır. Adaçayının tütsü olarak kullanılmasının nedeni, evlerin odalarını dezenfekte etmek içindir. Lahana ve havuç yetiştirilen tarlalara adaçayı serpilerek, ürüne zarar veren bakteri ve böcekleri uzaklaştırmak amaçlı uzun yıllar kullanılmıştır. Bu sayede tarlalarda yetiştirilen lahana ve havuç, parazitlere karşı mükemmel bir şekilde korunma altına alınıyordu. Teknolojinin gelişmesi ile geliştirilen kimyasal zirai ilaçlar bu muhteşem doğal korunma yöntemlerini tarihe gömerek unutulmasına neden olmuştur. Buna benzer daha bir çok yöntem ne yazık ki kayıp olup gitmiştir. Doğal yaşam tarihi içerisinde insan, öylesine güçlü yöntemler ve teknikler geliştirmiş ki, günümüzün modern ziraatçiliğinin başaramadığı bazı sorunlar, geçmiş tarihte kolayca ve doğal olarak çözülüyor idi. Ne acıdır ki, bu yöntemler unutulmuş ve bir çoğu da kayıp olup gitmiştir.
    Günümüzde, yeni yetişmekte olan araştırmacı genç bilim adamları, doğal yaşamın geçmiş tarihini bilmeden, tanımadan, modern ve yapay kimyanın uygulamasına geçerek, insanı doğanın düşmanı haline getirmektedirler. Bu konuda modern kimyanın ağır ve yıkıcı sonuçlarını görmeye başlayan insan, katkısız ve içeriğinde kimya olmayan doğal ürünleri aramaya başladı. Daha onyıl öncesine kadar, zirai ilaçtan nasibini almamış görüntüsü bozuk meyveler tercih edilmezken, şimdilerde bu görüntüsü bozuk doğal meyveler ve sebzeler aranır oldu. Belki görüntü kaliteleri bozuk, ama doğal ve zararsızlar. Ve günümüzde giderek onları bulmak zorlaştı. Hem de görüntüsü güzel, sebze ve meyvelerden daha pahalılar…
    Ortaçağın insanları kimyayı bilmiyor olabilirler. Ama biz bugünün modern kimyası ile antik çağdan beri uygulanmış yöntemleri araştırarak açıklığa kavuşturur isek, doğadan ve doğallıktan uzaklaşmamış oluruz.
    Bazı herbalistler, bitkisel karışımların içerisine bir miktar öğütülmüş adaçayı ilave ederler, bunun da sebebi hazırladıkları bitkilerin böceklenmemesi içindir.
    Nane, hamile bayanların, bebek yapmayı düşünen kadınların, bebeklerini emziren annelerin, bu dönemlerde nane tüketmemelerini öneririm. Nane tüketiminin alışkanlık haline getirilmemesi gerekir. Nane, hamile bayanlarda düşük yapma riskini artırır, emziren annelerin sütlerinin azalmasına neden olur.
    Dikkat:
    Anne sütünün azalmasının arkasında tiroidin normal çalışmaması yatabilir. Arka arkaya doğum yapmış kadınlarda sık görülen bir rahatsızlık da tiroid hormon dengesizliğinin gelişmesidir. Emziren annelerin sütlerinin azalmasının sebebi, tiroid bezinin sağlıklı çalışmaması da olabilir. Mutlaka hekimilerine danışmaları gerekir. Çünkü, anne sütü üzerinden bebeğin alacağı iyot çok önemlidir. Bebeğin beyin gelişimi iyota doğrudan bağlıdır. Unutmamalıdır ki, emziren annenin tiroid bezinin dengeli ve sağlıklı çalışması çok çok önemlidir. İyot, tiroid bezinin sağlıklı çalışmasında birinci derecede önemlidir. Mutlaka, hekiminize danışınız.
    Not:Hekiminizin önerdiği ilaçlar var ise, mutlaka kullanınız. Bu bitkiye karşı alerjiniz olup olmadığını öğreniniz. Bu kitaptaki tüm bitkisel kürler ancak ve ancak yetişkinler içindir. Burada okuduğunuz bilgilerin, yardımcı ve destekleyici olduğunu gözardı etmeyiniz. Hekiminize danışmadan buradaki bilgiler ile kendi kendinize kesinlikle teşhis koymayınız ve uygulamayınız. Unutmayınız ki, hastalık yoktur, hasta vardır. Her hastalığın seyri insandan insana değişir. Teşhisi koyacak olan ancak, bir hekimdir.

    Okunma: 89

    12345 (Bu yazıyı değerlendir!)
    Loading ... Loading ...
     
    21 Şubat 2009, Cumartesi

    Demire bağlı anemi (kansızlık) için Kereviz-Ispanak kürünü önermekteyim.

    Kür: Kansızlık şikayetine karşı (demire bağlı anemi)

    Kullanılacak olan 250 gram taze ıspanak ve 200 gram kabuğu soyulmuş kerevizdir. Kaynamakta olan bir litre suyun içerisine 200 gram ince dilimlenmiş kerevizi atınız ve hafif ateşte 10 dakika haşlayınız. On dakika tamamlandıktan sonra üzerine 250 gram ıspanağı ilave ediniz ve yine ağzı kapalı olarak 5 dakika daha haşlamaya devam ediniz. Daha sonra soğumaya bırakınız. Soğuduktan sonra süzerek suyunu temiz bir şişeye koyunuz ve buzdolabında koruma altına alınız.
    Sabah aç karına veya kahvaltıdan bir saat sonra bir su bardağı içilir. Akşam aç karına veya akşam yemeğinden bir saat sonra bir su bardağı içilir. 15 gün müddetle sabah ve akşam içimleriyle gün atlamadan devam edilir. 15 gün sonra 10 gün ara verilir. On gün aradan sonra aynı şekilde tekrar sabah ve akşam olmak üzre 15 gün kereviz-ıspanak kürüne devam edilir. Toplam 30 günlük uygulama ile kür tamamlanmış olur.
    200 gram kerevizin yumrularının yerine kerevizin sadece taze ve yeşil olan yapraklarını ve saplarını da kullanabilirsiniz. Üç adet saplı (dallı ve yapraklı kısımları, yaklaşık 150 gram) kereviz yeterli olabilecektir. Bu taktirde haşlama süresi üç dakikadır. Üç dakika tamamlandıktan sonra 200 gram ıspanak ilave edilerek beş dakika daha haşlamaya devam edilir. Ilıdıktan sonra süzülür ve temiz bir şişeye doldurulur. Tüketim şekli yukarıda belirtildiği gibidir.
    Avokado
    Haftada 2 adet tüketilecek avokado, anemiye karşı iyi bir önleyicidir. Avokado anemiye karşı önleyici ve koruyucudur. Destekleyici tedavi için ise, yukarıda bahsettiğim kereviz-ıspanak kürüdür.

    Not: Hekim kontrol ve önerilerini ihmal etmeyiniz.

    Okunma: 120

    12345 (Bu yazıyı değerlendir!)
    Loading ... Loading ...
     
    19 Şubat 2009, Perşembe
    Beyaz Lahana
    Lahana, brokoliden sonra üzerinde en çok araştırma ve çalışma yaptığım sebzeler arasındadır. İnsan vücudunun değişik organlarında ve yağ dokusunda ve de hücre zarında (membran) biriken toksinleri (zehirli kimyasallar) en iyi atan  beyaz lahana kürüdür. Toksinleri, yani zehirli maddeleri en çok depolama kapasitesine sahip üç organımız sırasıyla karaciğer, böbrek ve akciğerlerdir. Genel olarak toksinler yağda çözünen ve suda çözünmeyen zehirli ve protein yapılı maddelerdir. Toksinler yağda çözünme özelliği gösterdiklerinden, vücudumuzun yağ dokusunda depolanırlar. Eğer suda çözünme özellikleri olsa idi, böbrek üzerinden idrar yoluyla veya terleme yoluyla vücudumuzda depolanmadan atılmaları çok kolay olabilecekti. İşte beyaz lahanadaki bazı etkin maddeler vücudumuzdaki biyotransformasyon mekanizmasını aktive ederek (uyararak) toksinlere (zehirli maddelere) suda çözünme özelliğini kazandırmaktadırlar. Suda çözünme özelliği kazanan toksinler, terleme yoluyla veya böbreklerimiz üzerinden idrar yoluyla veya safra kesesi yoluyla da bağırsak sistemi- miz üzerinden dışkıyla dışarı atılırlar. Biyotransformasyon ne demektir? Biyotransfor masyon, yağda çözünen yabancı maddelere suda çözünme özelliğini kazandırmak demektir.
    Beyaz lahana en iyi toksin atıcıdır (detoxification = detoksifikasyon). Toksin atıcı olması bir başka ifade tarzıyla, vücudu arındırmak anlamına gelir. Yeri gelmişken hemen belirtmekte fayda görüyorum, toksin atmak ile antioksidan özellikler birbirlerinden tamamen farklı şeylerdir. Vücuda alınan zehirli kimyasalların (toksin) veya birikmiş zehirli kimyasalların uzaklaştırılmasında beyaz lahana kürü ideal bir toksin atıcıdır. Bu toksinlerin kaynağı nedir şeklinde bir soru sorulduğu zaman cevabı oldukça basittir. Tükettiğimiz sebze ve meyveler zirai ilaç içermektedir. Tükettiğimiz et veya süt gibi maddeler ağır metaller içermektedir. Soluduğumuz hava, araçların egsoz gazlarında bulunan zehirli gazları içermektedir. Yaşadığımız çevrede bulunan fabrika bacalarından solunum yoluyla aldığımız toksinlerdir. Tüm bu zehirli maddeler zamanla vücudumuzda birikmekte ve organlarımıza zarar verebilmektedir. İşte, beyaz lahana kürü bu zehirli maddelerin vücudumuzdan atılmalarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, beyaz lahana toksin atıcıdır veya arındırıcıdır diyoruz. Vücudumuzda oluşan biyokimyasal reaksiyonlar esnasında serbest radikal adı verilen çok hızlı reaksiyona girerek özellikle hücre zarına veya hücre içindeki DNA ya zarar veren (mutasyon) maddeler oluşmaktadır. İşte, hücreye zarar verebilen bu serbest radikallerin, zararsız hale getirilmesinde etkin rol oynayan maddelere antioksidan madde veya kısaca antioksidan denir.
    Yeri gelmişken hemen hatırlatmakta fayda görüyorum, taze beyaz üzüm bilinen tüm meyveler ve sebzeler içerisinde hiç biri ile mukayese edilemiyecek kadar güçlü antioksidan özelliklidir. Unutmayınız, her sebze ve her meyvede bir kaç değişik antioksidan madde bulunmaktadır. Ancak, taze beyaz üzüm ile bu konuda hiç bir meyve veya sebze boy ölçüşemez. Eğer, taze beyaz üzümün bu antioksidan gücünden istifade etmek istiyorsanız, mevsiminde ve günde bir salkımdan (200-250 gram) fazlasını tüketmemek şartıyla maksimum antioksidan gücünden faydalana bilirsiniz.
    Antioksidanlar üzerine bir çok spekülasyonlar yapılmaktadır. Eczanelerin vitrinleri bu tür ithal tabletler ile dolu… Unutmayınızki, vücudumuzun kendisi de çok güçlü doğal antioksidanlar üretmektedir. Vücudumuzun kendi ürettiği en güçlü antioksidanlardan bir tanesi frataxin’dir. Hekiminize danışmadan antioksidan tabletlerini kullanmayınız.
    Kür 1: Toksin atıcı ve kolon kanserini önleyici
    Beyaz lahananın toksin atıcı ve kolon kanserini önleyici özelliğinden istifade edebilmek için, kaynamakta olan yarım litre suda 6-7 adet beyaz lahana yaprağı parçalamadan (tüm olarak), on dakika ağzı kapalı olarak hafif ateşte haşlanır, sabah ve akşam olmak üzere aç veya tok karına birer su bardağı içilir. Bu işleme toplam beş gün devam edilir. Beş gün uyguladıktan sonra üç gün ara verilir ve tekrar beş gün uygulanır. Böylece toplam on günlük kür tamamlanmış olur. Kısaca: 5×2U+3A
    5 gün uygulama + 3 gün ara +  5 gün uygulama = Toplam 10 günlük kür
    Toksin atıcı ve kolon kanserini önleyici bu on günlük kürü, bir  yıl boyunca üç veya dört defa yapmak en doğrusudur. Bu kürü uygulamaya başladığınızın ikinci veya üçüncü gününden sonra vücudunuzun terlediğini ve özellikle de yüz kısmınızda yağlı yağlı terlediğinizi görürsünüz. Aynı zamanda dışkıda da belirgin şekilde yağ oranının artığı gözlenebilmektedir. Bu da yağla beraber toksinlerin atıldığını gösterir. Bu kürü uyguladığınız dönemlerde daha sık banyo veya duş yapmanız sizi hem daha çok rahatlatacak hem de deri gözenekleri açıldığından daha rahat toksinli-yağ atmanıza yardımcı olmuş olacaktır. Unutmayınız ki, toksin atan vücut kendini yeniler.
    Not: Kesinlikle on günlük kür için ihtiyacınız olan miktarı tek bir defada hazırlama- yınız. Hergün taze olarak hazırlamanız şarttır.

    Okunma: 102

    12345 (Bu yazıyı değerlendir!)
    Loading ... Loading ...
     
    17 Şubat 2009, Salı
    Bronşit ve bronşite bağlı nefes darlığı şikayetlerinde yulaf samanının gücü tabiat ananın insana bir lütfudur diyebilirim. Çoğu zaman yulaf samanını bulmak zor olmaktadır. Bundan dolayı buğday veya arpa samanı ile aynı sonucu almak mümkün mü diye sorular sorulmaktadır. Neyazık ki, yulaf samanının yerini bilinen hiçbir saman dolduramaz. Bu nedenle aynı amaç için diğer saman türlerini kullanmayınız. Yulaf samanında bulunan scopoletin en önemli etkin maddelerden bir tanesidir. Scopoletin aynı zamanda antibacterial (bakteri yok edici), antiinflammatory (inflamasyona karşı), antiseptic (antiseptik), bronchorelaxant (bronş rahatlatıcı), antiasthmatic (astıma karşı), antibronchoconstrictor (bronş açıcı, bronş gevşetici), cancer preventive (kanser önleyici) özelliklerede sahiptir. Scopoletin’in bütün bu özelliklerini destekleyen, işlevini artıran enaz beş tane yardımcı etkin madde daha vardır. Örneğin, yine yulafın içerdiği proline ve pyridoxine maddeleri de antiasthmatic (astıma karşı) özelliği olan maddelerdir. Scopoletin hem havuçta hem dolmalık biberde hem de kerevizde yeterli miktarda bulunmaktadır. Ancak, yulaf samanındaki kadar fonksiyonel ve de etkin değildirler. Bunun sebebi ise yulaf samanında bulunan işlev artırıcı maddelerin (functional mediator group) ne havuçta ne kerevizde ne de yeşil dolmalık biberde bulunmamasıdır. Yulaf samanının bronşit ve bronşite bağlı nefes darlığı şikayetlerinde nasıl kullanılacağı aşağıda izah edilmiştir. Yulaf samanında bulunan diğer bazı önemli etkin maddeleri aşağıdaki tabloda görebilirsiniz.
    Tablo: Yulaf samanında  bulunan bazı önemli aktif maddeler:
    Etkin maddeler
    Etkin maddeler
    acotinik asit
    malonik asit
    aegilopsin
    pantothenik asit  (3.5 – 45.3 ppm)
    avenalumin-I
    putrescine
    avenarin
    quercetin
    beta-sitosterol
    secalose
    choline
    spermidine
    isoorientin
    tricine
    isovitexin
    vanillik asit
    malik asit
    vitexin-O-glucosid

    Kür 2: Bronşit ve bronşite bağlı nefes darlığı
    Bir tutam (yaklaşık 5 gram) yulaf samanını kaynamakta olan bir litre suya atınız. Ağzı kapalı olarak hafif ateşte beş dakika kaynatınız. Soğuduktan sonra süzülür. Üç hafta boyunca haftada iki çay bardağı içilir. Üç haftadan sonra şikâyetin seyrine göre devam edilir. Her içim için yulaf samanı suyunu taze hazırlamak şarttır. Kesinlikle on saatten fazla beklemiş yulaf samanı suyunu haricen veya dahilen kullanmayınız.
    Not: Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Bilmeniz gereken nokta kullanacağınız bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, bu kitaptaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Bu kitabın içindeki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.

    Okunma: 121

    12345 (Bu yazıyı değerlendir!)
    Loading ... Loading ...
     
    16 Şubat 2009, Pazartesi

    Değerli okuyucu, uykuda nefes durmasına “apne” denir. Bu şikayete karşı destekleyici bitkisel kür olarak Beyaz Lahana kürünü önermekteyim. Daha geniş bilgi  için “Bitkisel Sağlık Rehberi” adlı kitabıma müracaat edebilirsiniz.

    Apneye karşı beyaz lahana kürü
    Üç veya dört adet beyaz lahana yaprağı parçalamadan (tüm olarak) kaynamakta olan yarım litre suya atılır ve hafif ateşte ağzı kapalı olarak onbeş dakika haşlanır. Damak tadı için veya içimi kolay olsun düşüncesi ile haşlama suyuna hiçbir şey ilave etmeyiniz. Sabah ve akşam aç veya tok karına bir su bardağı içilir. Hergün taze olarak hazırlanmak zorundadır. Beyaz lahana kürü,
    3×5U+3A
    formülüne göre uygulanır. Üç kere beş gün arka arkaya uygulanır. Her beş günde bir, üç gün ara verilir. Yani, 5 gün uygulanır 3 gün ara verilir. Tekrar 5 gün uygulanır ve 3 gün ara verilir. Son olarak 5 gün uygulanır ve kür sonlandırılır. Üçer günlük aralar hariç, toplam 15 gün uygulama süresi vardır. İhtiyaca göre dönem dönem tekrar edilir.
    Dikkat!
    Kültür lahanaları bu kür için uygun değildir. İri, yeşil sarımsı ve geniş yaprakları olan doğal tohumdan ve açık tarlada yetişmiş lahana kullanılması gerekir. Futbol topu büyüklüğünde olan beyaz lahanalar önerdiğim kür için uygun değildir.
    NOT: hekim kontrol ve önerilerini ihmal etmeyiniz.

    Okunma: 80

    12345 (Bu yazıyı değerlendir!)
    Loading ... Loading ...