Olaf Blanke ve Margitta Seeck adlı nöroloji uzmanları, sara hastalığıyla ilgili çalışmaları sırasında, beyin korteksinin sara nöbetlerine yol açan kısımlarını yok etmek amacıyla beynin bazı bölgelerini elektrikle uyardı. Cenevre üniversitesi tıp fakültesiyle Lozan politeknik okulunda görev yapan iki uzman, ”pariyetal-temporal” bağlantısını elektrikle uyardıklarında beden hissinin bozulduğunu farketti. Bugün yazılı açıklama yapan iki araştırmacı, ”o an, beynin bedenin görüntüsünü ürettiğini, ancak bu görüntünün yerinin değiştiğini” belirtti.
Beyin beden görüntüsü üretiyor
Uzmanlara göre, görüntü bedenin altında, karşısında ya da arkasında olabiliyor. Görüntü bedenin altında veya karşısında hissediliyorsa, hasta kendi görüntüsünü hala tanıyabiliyor. Görüntü, bedenin arkasında ise hasta ”tehditkar ve karanlık başka bir varlık” hissediyor.
‘ Psikoloji ’ Etiketli Yazılar
Bazen aileler çocuklarının, bazen de işveren çalışanlarının yaratıcılığını bilerek veya bilmeyerek engeller. İşte yaratıcılığı öldürmenin 9 yolu…
Okuyun ama uygulamayın…
1- Mevcut usullerin dışında yeni bir şey denemek isteyen kişiyi cezalandırın.
2- Onun cesaretini kırın – “Sen mi bunu yapacaksın?”, “Bunu yapmak sana mı kaldı?” deyin. 3- Eski başarısızlıklarını ona sık sık hatırlatın – “Daha önce de deneyip becerememiştin, değil mi?”
4- Ona sık sık zayıf yönlerinden bahsedin – “Sen yabancı dil bilmiyorsun ki!”, “Senin tecrüben bu işe yetmez…”
5- Ona başkalarının hatalarını örnek gösterin – “Bak, Ahmet de denedi ama sonra ne oldu, hepimiz biliyoruz…”
6- Ona yapmak istediği şeyi kimsenin yapamadığını söyleyin – “Almanlar bile yapamadı; sen mi yapacaksın?”
7- Ona sınırlarını hatırlatın – “Yeni fikir gerekmez, işini aynen yapmaya devam et, icat çıkarma!”, “Kendi işine bak, daha fazlasına kafa yorma, çizmeyi aşma!” deyin.
8- Kendinizi üstün gösterin – “Ben senden on kere daha deneyimliyim”, “Ben bu işi yirmi yıldır yapıyorum”
9- Fikriyle alay edin… Özellikle yeni bir fikir öne sürerse, dalga geçin!
Testeron erkekleri kadının sözlerine ’sağır’ kılıyor
Yazar, testosteronun beynin duymayla ilgili bölümünü küçülttüğünü ve bu nedenle erkeklerin eşlerinin sözlerine ’sağır’ kıldığını da savundu. Erkek beyninde konuşma ve duygusal alanda zayıflık bulunuyor ancak cinsellik de erkek beyni kadınlardan daha iyi çalışıyor. Dr. Brizendine, erkek beyninin cinsellikle ilgili bölümünün kadınlarınkinden iki kat daha büyük olduğunu yazdı.
Memorial Hastanesi’nden Uzman Psikolog Dr. Aslıhan Tokgöz Tozlu, sıkışık trafikte derin nefes egzersizleri ve hareketli müzik dinlenilmesinin yaşanan stresi azlatacağını kaydetti. Psikolog Tokgöz Tozlu, trafikte stresten bunalmamak için yapılması gerekenler hakkında soruları yanıtladı.
Sıkışık trafikte araç içindekilere neler yapmalarını önerirsiniz?
· Klasik müzik dinlemek sakinleştiricilik açısından çok önemlidir. Ancak trafikte canlı ve eğlenceli müzik dinlenmesi daha doğrudur.
· Yavaş ve derin nefes alarak gevşemeyi sağlamak. (diyafram nefesi almak)
· İçinde bulunduğumuz durum için algılamamızı değiştirmek. Trafiği olumsuz adlandırmaktansa, daha nötr hale getirmek. Örneğin; Kahrolası trafik yerine, ‘trafik benim günlük yaşantımın bir parçası, işime gidip gelebilmek için bu trafiği yaşamalıyım’ şeklinde düşünmek, daha yatıştırıcı olacaktır.
· Dikkatimizi daha olumlu ve zevkli şeylere çevirmek. Örneğin; Radyoda zevkimize göre bir program belirlemek (tartışma programları gibi) ve günlük olarak takip etmek veya arabada yanımızda biri veya birileri varsa ilginç, dikkat çekici konular üzerinde sohbet etmek olabilir.
Stres anında yiyecek ve içeceklerin yararı olabilir mi?
Stres anında ağız kuruluğu yaşanabileceğinden eğer arabada su bulundurulursa iyi olur. Bununla birlikte yemesi kolay (meyve gibi) yiyecekler, dikkat dağıtmak ve var olan açlığı kısa süreli bastırmak adına iyi olabilir. Ancak bu işlemin araç kullanmaya engel olmayacak şekilde yapılması gerekir.
Otomatik vitesin psikolojik açıdan olumlu bir etkisi olabilir mi? Trafik sıkışıklığında sürekli vites değiştirmek zorunda kalmak, vücut ağrılarına neden olduğundan stresi tetikleyebilir mi?
Otomatik vitesli araç kullanmak, manuel vitese göre daha kolay ve stres anında rahatlatıcı bir etki sağlayabilir. Ancak stres sırasında performans düşeceğinden, aracın otomatik vitesli olması hata yapılmayacağı anlamına gelmez. Bu yüzden sürücüler, stres durumlarında daha dikkatli olmaya çalışmalıdır.
Trafik canavarı olarak tabir ettiğimiz sürücüler, sürekli emniyet şeridini kullananlar ve kuralları ihlal edenler hakkında neler söylenebilir? Bu da bir stres nedeni?
Gerektiği yerlerde sinyal kullanmamak, işaretlere boşvermek ve emniyet şeritlerini kullanmak gibi trafik kurallarına bilerek uymamanın nedenleri bazen unutkanlık ve acemilik dışında, bu kişilerin ve toplumun psikolojik özeliklerinde aranmalıdır. Bu tür davranışları genellikle psikolojik sorunu olan insanlar sergiler. Bu kişilerin benlik anlayışlarında sorun vardır. Mesela ‘aşağılık kompleksi’ olan kişiler trafikte kurallara uymadıkları zaman kendilerini trafik kurallarına uyan kişilerden daha üstün görürler ve böylelikle komplekslerini bastırmış olurlar. Bununla birlikte trafikte başka bir sürücü tarafından geçilmeyi hakaret sayarlar. Yaptıkları çılgınca sollamalar, “varoluşlarını araba kullanarak göstermeleri” şeklinde adlandırılabilir. Çünkü bu kişiler genelde kendilerini başarıları, kariyerleri ve gelişmişlikleriyle kanıtlayamamış kişilerdir.
Kurallara uymayı saflık olarak değerlendiriyorlar
Kurnazlık yapıp insanları dolandırmanın geçerli bir ahlak kuralı olduğunu düşünenlerin sayısı maalesef az değildir. Bu kişiler için trafik kurallarına uymak saflık ya da enayilik olarak değerlendirilmektedir. Yine aynı şekilde bu kuralları bile bile çiğnemek onlarda “ben akıllıyım, kurnazım, kurallara uyacak kadar enayi değilim ve istediğim zaman üçkağıtçılık yapabilirim”gibi duygularını tatmin etmektedir.
Saatler süren trafik yolculukları psikolojiyi nasıl etkiler?
Sıkışık trafik günümüzde en önemli stres kaynaklarından biri olarak değerlendirilebilir. Ancak stresin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığımız üzerinde olumsuz etkilerinin olduğunuda biliyoruz. Araştırmalar fiziksel ve psikolojik sağlık problemlerinin %80-85 nin bir şekilde stres ile bağlantısının olduğunu göstermektedir. Bu yüzden günlük yaşantımızın hangi bölümünde olursa olsun stresi kontrol edebilmek genel sağlığımız için yararlı olacaktır ve trafik stresi de buna dahildir. Ayrıca sıkışık durumlarda psikolojik sorunlar yaşayan (örneğin panik atak hastaları) kişiler daha fazla zorlanabileceklerinden bu konuda bilişsel, duygusal ve davranışsal olarak ne yapılması konusunda profesyonel yardım almalıdırlar.
Araç içindeki çocuklar trafikten nasıl etkilenir?
Araç içindeki çocuklar trafikten daha olumsuz etkilenebilirler. Özellikle de açlık, susuzluk ve sıkılma gibi sorunlar yaşayabilirler. Bu yüzden anne-babalar su ve yiyeceğin yanında çocukların dikkatlerini oyuncaklar veya oyunlar yolu ile trafikten almalıdırlar.
En çok merak edilen isimler ve anlamları
Abdullah (Tanrının kulu),
Arda (Hükümdar ya da kumandan asası, işaret olarak yere dikilen çubuk, Meriç ırmağı’nın Edirne yöresindeki önemli kollarından biri, Uygur yazılarında geçen çok eski bir Türk adı ve sonra gelen),
Arin (Asya’da Yenisey bölgesinde kullanılan bir dil adı),
Artun (Türkçe gururlu, kendine güveni olan, vakur, ayrıca sözün Uygur Türkçesinde kimyon anlamı da vardır)
Asel (Arapça olan ad bal ve cennetteki dört sudan biri),
Baran (Türkçe yüksek, ulu, üzüm, meyve, ağaçlar ve bitkilerin dirisi, iri koç, güç, kuvvet,Farsça yağmur),
Baver (Farsça tasdik, inanma, sağlam, pek doğru),
Baykal (Yabani at, Orta Asya’da bir göl, deniz),
Berfin (Farsça kardan, karla ilgili),
Berşan ( Farsça ümmet, bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden halk),
Beyza (Arapça en beyaz, çok ak),
Dilan (Farsça gönüller, yürekler),
İlayda (Türkçe su perisi),
İlber (Türkçe hükümdara bağlı yüksek devlet memuru, idareci),
Jiyan (Farsça kızgın, hışımlı, kükremiş),
Melisa (Yunanca’da oğul otu anlamında),
Melsa (Arapça düz, pürüzsüz yer, şarap),
Miran (Farsça beyler),
Neva (Farsça ses, ahenk, nağme, refah, mutluluk, kuvvet, zenginlik, servet),
Orçun (Türkçe ardıllar, halefler),
Şilan (Moğolca padişah sofrası, şölen- Farsça unnab veya hünnap adlı meyve).
Normal insanların kanını donduran olaylara tepki vermeyen, olmaz denilen vahşeti yapan psikopatların beyinlerinin biyolojik yapısının farklı olduğu tespit edildi. British Journal of Psychiatry dergisindeki bir habere göre, psikopatların beynindeki “başkalarının yüz ifadelerindeki anlamı değerlendiren bölgesi” daha az çalışıyor ve bu nedenle daha az tepki gösteriyorlar.
Dehşet suratlara bakınca beyinsel faaliyetleri azalıyor
Araştırmacılar, 6 psikopat ile 9 sağlıklı insana farklı duyguları ifade eden yüz fotoğrafları gösterdiler. Herhangi bir duygu ifadesi taşımayan yüzlere oranla, mutlu yüzlere baktıklarında, her iki grubun beyninin yüz ifadelerini okuyan bölümünde de faaliyetin arttığı, ancak bu artışın psikopatlarda daha az olduğu görüldü.Bunun tersine, dehşet ifade eden suratlara baktıklarında, sağlıklı deneklerin söz konusu beyin bölgelerinde faaliyet artarken, psikopatlarınkinde azalma görüldü.Araştırmacılar bu sonuçların, psikopatların başkalarında ıstıraba yol açan davranışlarını durdurmadaki başarısızlıklarının nedenini gösterdiğini belirttiler.
17 aylık N.N.B. olayı ile Türkiye’yi sarsan çocuk istismarı, daha önce biri Kanadalı diğeri Türk olan iki öğretmenin çocukların pornografik içerikte görüntülerini çektiği iddialarıyla gündeme gelmişti. Ülkeyi ayağa kaldıran bu olaylar uzmanlara göre buzdağının görünen yüzü, çünkü internette en çok çocuk pornosu arayan ülkeler arasında şehirleriyle birlikte ilk sırada yer alan Türkiye’de, çok daha büyük olaylar gizli kalıyor. Polis delil toplamakta zorlanıyor. Çoğu zaman bilgisayar ortamında toplanan deliller hukuken geçerli hale gelemiyor, ayrıca yeni Türk Ceza Kanunu’nda “müstehcenlik” başlığında düzenlenen yasa maddesi suçluları cezalandırmada yetersiz kalıyor.
Kayıt tutulmuyor
İnternette dünyada yaklaşık 50 bin pedofili sitesi bulunuyor. Bu sitelerdeki çocuk pornosu görüntüleri 30 ile 400 dolar arasında fiyatlarla alıcı buluyor. Görüntüler arasında fotoğraflar, slaytlar, video filmleri ile multimedya ürünleri yer alıyor. Bunun dışında sübyancılar, internette buluştukları sohbet odalarında Peer to Peer (P2P) denilen çeşitli programlar aracılığıyla ellerindeki görüntüleri paylaşıyor. Türkiye’de çocuk pornosu sitelerine en çok denetlenemeyen internet kafelerden giriliyor. Görüntüleri burada indirip sonra kişisel bilgisayarlarına yüklemeyi tercih ediyorlar. Çünkü, polis IP numarasını tespit etse de, suçluya ulaşamıyor. Uzmanlar buralara Avrupa’da da uygulanan “Delinmesi güç olan profesyonel filtre” kullanılmasını, hatta bu filtrelerin işletim sistemlerine yerleştirilmesini öneriyor. Sitelere girişlerin kayıtları yasal zorunluluk olmadığı için servis sağlayıcıları tarafından da tutulmuyor. Ayrıca polisin bilgisayar ortamında ve faks çıktıları da delil sayılmıyor. Zanlılar da bu durumu bildikleri için suç yaygınlaşıyor.
Krizle birlikte ortaya çıkan iş kaybetme korkunuzdan kurtularak, iş arkadaşlarınızla ilişkilerinizi yeniden gözden geçirebilirsiniz. Uzmanlar, günlük iş yaşamının koşturmacası içinde korkularımızı ne kadar büyüttüğümüzün farkına varamadığımızı belirtiyor.
Güven sorunu var
Sorunlara öyle dalıyoruz ki, ne verdiğimiz tepkilerin şiddetinden haberimiz oluyor, ne de sözlerimizin nereye varacağından. Bazen tartışmaları çok şiddetlendiriyoruz, bazen içimize kapanıp “herkes benim düşmanım” diye düşünerek iletişimi koparıyoruz. Uzmanlar, “korkmakla” başlayan ve iletişimsizlikle devam eden sürecin ne kadar zararlı olduğuna değinirken, bazı önemli saptamalarda bulunuyor: “İşyerlerinde çalışanlar arasında ciddi bir güven sorunu var. Ekonomik krizden sonra iş bulma imkanları sınırlandı.
Kontrol kimde?
Çalışma ortamındaki koşullar da kötüleşti. İnsanlar ellerindeki işlere sağlıksız bir şekilde sarılıyor. Kişinin işine sarılması doğru ve gerekli. Ancak aşırı kaybetme korkusuyla işe sarılmak kişiyi sağlıksız davranışlara sürüklüyor. Konuşmamak kendini açmamak da bunlardan biri. Sürekli saldırı, zarar beklentisi içinde yaşamak çok zor.” Günümüzün büyük bir bölümünü çalışma arkadaşlarıyla geçiriyor olmamızın yarattığı zorlukların başında “aile desteği”nden uzak olmamız geliyor. Yakınlığı telefonla sağlasak da, anlık gelişen olaylar karşısındaki tepkilerimizi analiz etmek, çözüm üretmek bizim performansımıza kalıyor. Uzmanlar, korkunun kontrolü altındaki kişilerin “sağlıklı ve olumlu düşünebilme özelliklerini kaybettiklerini belirtiyor.
Hayatın farkında olun
Uzmanlar, çalışanlara kendi tepkilerini izleyerek “farkındalık” içinde olmalarını öneriyor ve şunları söylüyor: “Hiçbirimiz bizden kaynaklanmayan dışsal faktörleri değişteremeyiz. Ama verdiğimiz tepkileri değiştirebiliriz. Korkumuzun farkında olmalıyız, bize yaptıklarını da gözönüne almalıyız. Kendimize dışardan bakabilmeyi başarmamız gerekiyor. İnsanlarla iletişimi koparmak çare değil. Herkesin zararlı olması diye bir şey de sözkonusu değil. Açık iletişim kurmak gerekiyor.”
Kendi kendinize kurmayın
Korku, gerginlik, başarma hırsı, mükemmeliyetçilik, başarısız olacağım endişesi kişiyi sağduyusundan uzaklaştırıyor. Bu nedenle saydığımız riskleri göz önünde bulundurup “kendimizi bilmemiz” gerekiyor. Kendimizi bilmek de gün içinde beynimizin içini sakin tutmayı başarıp karşımızdakinin niyetini daha iyi algılamamızı sağlıyor. Uzmanlar, başkalarının da bizim gibi korktuğunu bu nedenle kendisine başvuran danışanlarına grup terapisi uyguladığını belirtiyor. Grup terapisinde aynı sorunu paylaşan insanlar içlerindekini dökerek “yalnız olmadıklarını” görüyor. Uzmanlar, “verimsiz iletişimin”, “empati eğitimi” ile sona ereceğine inanıyor.
Konuşmayana destek yok
Konuşmamak insanları yalnızlığa itiyor, konuşmama süresi uzadıkça, araya korkular girdikçe birtakım yükleri hep kendimiz taşıyoruz. Konuşmamak aslında desteksiz kalmak demek. Ailemiz bazen hiç yanımızda olmayabilir. Herkesin bir limana ihtiyacı var, bu liman bazen işyerinden bir arkadaşımız neden olmasın? Sonuçta işyerinde “herkes kötü” diye bir kural yok. Başkaları hakkında düşünmeye başlamadan ve onları açık açık suçlamadan önce onları daha iyi anlamaya çalışmak gerekiyor. Bazı şeyleri kişisel algılamak insanı yanlışa sürüklüyor, elinde yeterli kanıt olmadan hastalıklı düşüncelere kapılmak da yalnızlığı davet etmekten başka bir işe yaramıyor.
“Ben ne yaptım” demeyin
Büyük kentlerin yoğun iş yaşamı ve trafiği kişileri mecburen “işkolik” yapıyor. Duysal Uzmanlar, yılların iş koşturmacası içinde hiç “yaşamadan” geçip gittiğini belirterek, şu tehlikeye dikkati çekiyor: “İş dışında da insanın bir uğraşı olmalı. Arkadaşlık ilişkilerine bile hep iş bazlı yaklaşıyoruz. Hayat sadece iş değil, başka yönleri de var hayatın. Dostlarımız arkadaşlarımız var, zaman ayırmak ihmal etmemek lazım. Bir hobi edinmek mutlaka gerekli. Kişinin zihnini dağıtabileceği uğraşları olmalı. Başka insanları göreceği ortamlara girmeli. Değişiklik yapmak önemli. İnsan organizması tek bir şeye odaklı olamıyor. Nefes alamamaya başlıyorsunuz.”
Pozitif olmanın getirisi
Çevremizdeki herkes “pozitif olmak”tan, “pozitif düşünmek”ten, davranmaktan bahsediyor. Uzmanlara göre içinde empati olmayan bir kavram bu. Çünkü insanın hayatında tüm olumsuzluklar aynı hizaya gelebiliyor. Pozitiflik bunları yok saymak anlamına mı geliyor? Uzmanlar, hayatında bazı olumsuzluk yaşayan kişilere “boşver” diyerek yaklaşmanın yanlış olduğunu ısrarla vurgulayarak, “Acı çeken bir insana boş ver düşünme bunları, takma kafana demek, onun acılarını hafifletmeye yetmiyor. Ancak yaşadıklarını bizim hafife aldığımız anlamına geliyor. En iyisi hiçbir yorum yapmadan dinlemek, elimizden geliyorsa yardım etmektir” diye belirtiyor.
İşsizlik korkusunu yenmek için…
* Sürekli korkarak hayat geçmez. Soğukkanlı ve sağduyulu tavrınızla olaylara bakın
* İnsanlara önyargıyla yaklaşmayın. Onların tepkilerini anlamaya çalışın.
* Kendinize dışarıdan bakmayı öğrenin.
* Meslek dalınızın dışındaki mesleklerden arkadaşlar edinin. Sorunlarınızı onlarla da paylaşın.
* İş dışında mutlaka seveceğiniz uğraşlarınız olsun.
* Doğa yürüyüşü olumsuz fikirlerden kurtulmada etkili olabilir. Pozitif düşünmenizi sağlar.
* Yapılan davranışları, söylenen sözleri kişisel algılamayın. Başkalarının da iş korkusu olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
İşini kaybetme korkusunu en çok sert tutumlu, yüzü asık ve agresif yönetici ve işverenle çalışanların yaşadığı bildirildi. İşyeri sahipleri ile yöneticilerin, çalışan kesimin verimini ve motivasyonunu düşüren,‘Kafam bozulursa hepinizi kapının önüne koyarım’ tavırlarından kaçınması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, personelin işine isteyerek ve mutlu bir ruh yapısıyla gelmesini sağlayacak davranışlar sergilenmesinin her zaman için yararlı olacağını, iş verimini artıracağını kaydetti.
Yönetici ve çalışana tavsiyeler
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bekir Aydın Levent, “Saygı sadece büyüklere gösterilmez, kendinden küçüklere de saygı gösterilmelidir. Günlük hayatta olduğu kadar çalışma yaşamında da sertliğin, hoşgörünün ve sevecenliğin de bir ölçüsü olmalı. Büyük bir hata yapılmışsa buna karşı çok hoşgörülü davranmamak gerekir. Çünkü bu, hataların tekrarını getirir, herkesin içinde onur kırıcı bir şekilde azarlamak da diğer personeli olumsuz yönde etkiler, iş verimini düşürür. Bir kişi uyarılacaksa diğer çalışanların yanında onur kırıcı söz söylemek yanlış olur. Yöneticinin ağzından çıkanı kulağının duyması gerekir. İnsanları harcamak kolay ama birbirini seven başarılı bir gruba yöneticilik yapmak da o yöneticinin başarısı demektir. Aşırı ve gereksiz katı davranışlar yöneticinin aleyhine olur. Çalışanın iş yerine severek, koşarak gelmesi gerekir, ayakları geri geri gitmemeli. İnsan çalıştığı yerde mutlu olmalı. Amirleriyle ve çalışma arkadaşlarıyla huzurlu olmalı. Yönetici ya da personelin iş yerinde herkesi sevmesi pek mümkün olmaz ama karşılıklı saygılı olmak ve belirli ölçülerde dikkatli davranmak gerekir” dedi.
|
Memorial Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Psikolog Aslıhan Tokgöz Tozlu, kadınlara hayatı zehir eden erkek tipini anlattı. |

