Yazar olmak için tıklayınız!

O…

Dört gecedir burada duruyorum, dört soğuk gecedir çaresiz, bu pencerenin tam önünde, bak dizlerim dört gecedir böyle duruyor minik kelebek, bak tutulmuş sanki ve artık korkuyorum, ölmek istemiyorum sanki acıdan. Ne olur gelip konma omzuma, taşıyamam ağırlığını, yuvarlanır taşa düşerim korkuyla. Sen uçar kaçarsın ama ben yapamam, daha kuş olmadım bilirsin işte.
Kelebek diyorum sana, sanki etrafımda uçuşan küçük bir benek ve ben şimdi her şeyi silmek istiyorum, hepsini bitirmek. Ölümümü sen mi görecektin miniğim, sen mi dokunacaktın titreyen bacağıma, kanatlarında dünyanın bin bir rengi…
Bak, bak düşüyorum usulca, bak, seyret beni, ezilişimi gör şu kaldırımda… düşerken korkacağımı düşünmemiştim kelebek, sen uçarken korkmuyor musun peki?

Balık…

Küçük bir yıldız kaydı, bak yosun. Arkadaşı da yoktu yanında, şu sonsuz karanlıkta bir başına kaydı usulca, belki vurdu başını öldü… Düşünsene yosun, şimdi ağlıyor sanki ama yok onu duyan. Ne acı bir kavga! Bak yosun, bende bazen öyle hissediyorum işte… Bu su, bu özgürlük sanki çivilemiş beni buraya, ellerim de yok, ölemem ki…
Bazen duymak istiyorum uçan şeylerin sesini, gözlerimi kapamak umarsızca… ayaklarım yok, kaçamam ki… gitmek istiyorum “orada olabilmek… neydi o kelime?… hah, sokak!” Ama bir balık ne olabilir ki daha fazla, ne yapabilir ki susmaktan başka? Sessiz ve karanlığım yine… Düşlerim yok ki mutlu olayım.

Çocuk…

Anne diyorum baksana. Şu küçük resmi anlatsana bana, söylesene bana o küçük turuncu balık neden öyle üzgün duruyor, gözlerinde sanki birkaç damla. Ve bir yosun yanı başında, neden öyle ürkek duruyor söylesene bana. Anne diyorum baksana. Şu gökyüzü neden bizim pencereden de öyle görünmüyor ki? Ve neden öyle beyaz çizgiler uçmuyor bizim ay dedenin yanında da? Neden her şey resimler gibi güzel, neden balıklar resimlerdeki gibi özel olmuyor anne? Dudaklarını boyayıp yine şarkı söyleyecek misin anne? Küçük bir masal istiyorum bu gece.çünkü anne, daha bitmeden bile uyuyacak kadar yorgunum… işte öyle…

Anne…

Bazen şaşırıyorum sana ama çoklukla kendime… Nasıl olup bitiyor her şey etrafta, nasıl parıldıyor gözlerin ve konuşabilsen şimdi neler derdi sözlerin, benim küçük fısıltım, sanki benim bütün sorularım…? sana neler verdim içimden atarken seni dışarıya neler koydum küçük kalbine? Bırakıp giden bir babayı özler misin ileride, suçlar mısın düşlerini, suçlar mısın benim hayallerimi? Seni kollarımda tutmanın heyecanıyla bitseydi her şey keşke ve ben bu boyayı sürünce dudaklarıma ya da… Ama olmuyor küçüğüm, zaman geçiyor ve ben de geçiyorum bu yollardan sessizce. Hayat zor bir kavga. Dudaklarımda düğümlü sözleri boyamak sanki güven veriyor bana.

Ayna…

Bak işte sen büyük kız, sen, yine koydun o parlak boyanı tam önüme. Öylece gösteriyorum ona suretini, yılmadan, sanki gözleri varmış gibi sanki beni anlarmış gibi… Onu sunuyorum ona, boyuyorum onu kendi kızılına.
Bak işte sen yine bana bakıyorsun ve ben sana. Ve ben sana senin bende yansıyan gözlerinle bakıyorum ve işte sen nasıl bir istekle bakıyorsan bana ben de sana onu sunuyorum. Evet, tıpkı düşündüğün gibi yaşlanıyorsun yavaşça ve yorgunsun bu gece… düşlerini kapadığın alt çekmeceye uzanan ellerini şükür ki görmüyorum; çünkü yoruldum biliyor musun? Hiçbir şeyi atlamadan, tümünü, hepsini, sınırsız bir hızla yansıtıyorum yine hepinize. Bırakamıyorum, gece karanlığında bile ya uyanır da bakarsın diye devam ediyorum yansıtmaya. Düşünsene, unutuversem bir gün kızıl ellerini…  Dilin tutulur, aklını yersin muhakkak. Hiç düşünmezsin ki yorulmuş mudur, usanmış mıdır diye. Arkama sürdünüz diye bir SIR, size SIRlarınızı yansıtmaya hapsoldum işte, size sizin gözlerinizle bakmaya… Kimi vakit gözleriniz olmasa da…
Ama bak, görmek için ihtiyaç yok gözlere…

Rüya…

Kayboldum. Kayıp bir rüya oldum ben bu aynanın içinde. Pembe yanakları, beyaz elleri, yeşil gözleri, sarı saçarlı, tuzsuz dudakları, yamuk dişleri, sivilceli tenleri umarsızca yansıtan bu aynada, ben kayboldum. Çünkü yansımadım. Çünkü beni gören bile unutmuştu, saçının arasından uçuverdim aynaya ve dönemedim. Ama o, yokluğumun farkına bile varmadı. Unutmuş.
Bir rüyayı görmek istedin mi hiç? Bak belli ki o istemedi ve beni özlemedi. Ama belki sen istersin, alırsın beni içine, çekersin özlemle. Ve ben, ben yine allı pullu olurum, baldan nehirler akıtırım düş bahçelerinde, sen de gelir benle oynarsın… ha, olmaz mı?
Çünkü ben bu aynada kendimi görememekten korkar oldum.

Sessizlik…

Çünkü ben bu odayı doldurmakla yükümlüyüm. Çünkü ben, ben olmanın tadına varmak ve bundan sıkılmamakla yükümlüyüm. Beni çekersiniz içinize, kimi zaman aynı tatta. Kimi zaman üflersiniz sessizce.
Bazıları düşünür bu sessizlik nedendir diye. O vakit ben iyice doldururum etrafı. Eğer bir de hoş bulmadıysam onu, deli ederim usul usul, hiç görünmeden ona, hiç çıt çıkarmadan. Çıldırır, çıldırır ölesiye.
Bazılarıysa düşünür bu sessizlik ne güzel şey diye. O vakit ben dost sesleri çağırırım yanıma, gelin derim neşelendirin şunu. Belli ki tutulmuş bana. Çalın bir şarkı, ötün cıvıl cıvıl kanat çırpın umarsızca… Bakalım ne olacak sonrasında?
Ama bazen o bakar. Bakar sadece ve devam eder, susar. Susar ve dinler sesleri. O zaman derim ki ben lütfen gidin, beni yalnız bırakın onunla. Sesler kaçar. Artık “ biz bize”yizdir onunla. Donuklaşır düşerim gözlerine. İçim kanar, şaşırırım. Derim ki: “Aşık mı oldun bana?”
Sonra ben, çaresiz ve sessiz… işte… susarım onunla.

Pencere…

Bu pencereden bakınca derdi bu evi dolduran sesler, şunlar şunlar görünür. Şuraları da görünür bizim evden ama yan balkona geçmeli.
İşte ben, onlar gidince ve beni yalnız bırakınca, bakardım içimden dışarıya. Arardım onların gördüğü manzaraları, sorardım oraya buraya. Ama ben, üzülürdüm.
Çünkü, derdim kendi kendime, onlar görmeyi bilmiyorlar. Görseler ilk önce beni açarlardı, beni delip gözleriyle bakmazlardı ardımdan dışarı. İşte göremiyorlar. Göremiyorlar, sokaklar çirkinleşti. Bir deniz var ileride ama puslu görünür biraz. Açıverseler beni, ben de dolaşsam odada biraz. Ama olmaz. Yapmazlar.
Ben böyle otururum burada, ardımda sırlarımla. Göremiyorlar pencerenin önündeki kırıntıları. Çünkü görmeyi bilmiyorlar. Bilseler önce beni görürlerdi.
Böyle görünmeden hiç kimselere, her şeyi görüyorum çünkü ben.

Pastane…

Ben pastane. Bazıları bana Aynalı Pastane de der. Şu pencereden baktınız mı dışarıya büsbütün görünürüm ben. Ve gidip şu karşı eve, o pencerenin arkasındaki odada durursanız o aynanın tam önünde görürsünüz benim en şaşalı aynamı.
Hayır, ne süsü vardır onun ne de boyası. O yalnızca, işte o evdeki aynaya doğru bakar durur.o sessiz ayna da, işi yoktur sanki, durur bakar benim aynama.an ve an döner durur bir fırtına. Görüntüler çoğalır onların arasında. Sonsuz kere çoğalır ve açılır o yol aynaların arkasına. İşte bu, onu benim en şaşalı aynam yapar. Çünkü sonsuza açılan kapı başka bir yerdedir onunla.
Benim aynalarım çoktur. Duvarlarımı döner dururlar. Hepsi birbirine bakar onların. Görüntüler çoğalır aralarında. Ama işte, hep aynı yerlere çıkar benim aynalarımın ardı. O yüzden şu kapının açık durmasına bayılırım ben. Dedim ya, en şaşalı aynam o evdeki aynaya bakar ve işte bu kapıdır ona yol açan, yol gösteren. Ben bu kapı açık dursun isterim hep çünkü başka, bambaşka bir aynanın ardıdır yolun sonu. Başka bir sonsuzluktur ilerisi…
Kimi vakit elinde puslu bir kuş tutan bir gölge görürüm orada, kimi vakit bir başka pencere. Ve sanki o pencerenin ardında başka bir ayna ve o aynanın sonunda diğer bir pencere. Ve ben de bu derinlikle o aynaya aşık olurum.
Ben pastane. Bazıları bana aynalı pastane de der. Şu kapının önünde oturdunuz mu uçuşuverir, aynalara girersiniz. Bu bir yolculuktur tarifsiz. Başka ne demeli?
Aman kapıyı kapamasınlar!

O…

Yer soğuk, yer şaşırtıcı derecede sert. Düşlere verilen ödül yalnızca şiddetli bir tokat.
Kanım sıcak, kanım şaşırtıcı derecede kırmızı. Ölümlere verilen ödül yalnızca gözyaşı dolu bir cenaze.
Biraz önce rüya geldi ve girdi aklıma. Yeminlidir çünkü her rüya onu gören ile ölmeye. Binlerce öykü silinirken beynimden, ben yine o aynalar arasındaki yolculuğumuzu ve seni düşünüyorum. Beni böyle yüzüstü bırakmanda değil aklım, mantığım devre dışı. Sadece ölümüme bile anlam kattığın için ufak bir gözyaşıdır bu.
Sana yazdığım gibi:

“Aynaya boyamak isterdim yüzleri.”

Okunma: 393

İlgili Yazılar:

12345 (Bu yazıyı değerlendir!)
Loading ... Loading ...

Yazar: ezgizem

“Ayna” konusuna yapılan tek yorum gösteriliyor:

  1. admin:

    bu yazıyı sen mi yazdın canım çok güzel olmuş ellerine sağlık…

Yorum Yap